Hâlâ Dijital Çağı konuşuyoruz

Garip bir dönemde yaşıyoruz.

Sokaktaki insanın davranışı değişti. Haber alma biçimi değişti. Dostluklar değişti. Siyaset değişti. Ticaret değişti. Otorite değişti.

Fakat kurumlarımızın önemli bir kısmı hâlâ internetin hayatımıza yeni girdiğini zannediyor.

Dijital çağı konuşuyoruz.

Oysa dijital çağ çoktan bitti.

Bugün yaşadığımız dönem post-dijital dönemdir.

Dijital çağda teknoloji hayatın bir parçasıydı.

Post-dijital çağda hayatın kendisi teknoloji tarafından şekillendiriliyor.

Aradaki fark tam olarak burada.

Eskiden insanlar teknoloji kullanıyordu.

Şimdi teknoloji insanların neyi göreceğine, neyi konuşacağına, neye öfkeleneceğine ve neyi unutacağına karar veriyor.

Toplumsal değişim artık eskisi gibi gerçekleşmiyor.

Bir zamanlar değişim nesiller arasında yaşanırdı.

Dededen babaya, babadan evlada geçen uzun süreçler vardı.

Bir fikir bazen elli yılda topluma yerleşirdi.

Bugün elli yıl süren dönüşümler birkaç ay içinde gerçekleşebiliyor.

Çünkü toplumu dönüştüren mekanizmalar değişti.

Eskiden okul vardı.

Gazete vardı.

Sendika vardı.

Dernek vardı.

Mahalle vardı.

Cami vardı.

Aile vardı.

Şimdi bunların yanına görünmez bir aktör eklendi.

Algoritma.

İnsanların büyük kısmı her sabah gözünü algoritmaların hazırladığı bir dünyaya açıyor.

Kimin konuşacağını onlar belirliyor.

Kimin susacağını onlar belirliyor.

Hangi konuya üzüleceğimizi onlar belirliyor.

Hangi konuya öfkeleneceğimizi onlar belirliyor.

Toplumsal gündem artık büyük ölçüde dijital platformların görünürlük kuralları tarafından üretiliyor.

Siyasetin önemli bir kısmı hâlâ eski dünyanın refleksleriyle hareket ediyor.

Toplumu miting meydanlarında arıyor.

Oysa toplum ekranlarda akıyor.

Kamu kurumları rapor yazıyor.

Vatandaş reel zamanlı tepki veriyor.

Bürokrasi aylar süren süreçlerle ilerliyor.

Toplum saniyeler içinde yön değiştiriyor.

Aradaki mesafe her geçen gün büyüyor.

Asıl mesele teknoloji meselesi de değildir.

Asıl mesele hız meselesidir.

Tarih boyunca güçlü olanlar en büyük ordulara sahip olanlar olmadı.

Değişimin yönünü erken görenler güçlü oldu.

Sanayi devrimini erken okuyan ülkeler yükseldi.

Deniz ticaretini erken okuyan devletler büyüdü.

Enerjinin önemini erken fark edenler avantaj elde etti.

Şimdi aynı durum veri, ağlar ve algoritmalar için geçerli.

Yeni dönemin hammaddesi petrol değil.

Dikkat.

Yeni dönemin sermayesi para değil.

Veri.

Yeni dönemin nüfuzu askerî güçle sınırlı değil.

Algoritmik etki.

Sorun şu ki birçok kurum hâlâ eski haritalarla yeni dünyayı anlamaya çalışıyor.

Bu yüzden gençleri okuyamıyorlar.

Bu yüzden toplumsal hareketleri öngöremiyorlar.

Bu yüzden dijital krizler karşısında hazırlıksız yakalanıyorlar.

Çünkü karşılarında duran gerçekliği yanlış isimlendiriyorlar.

Yanlış teşhis, yanlış tedavi üretir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla teknoloji yatırımı değildir.

Daha fazla cihaz da değildir.

İhtiyaç duyulan şey yeni bir zihinsel çerçevedir.

Yeni çağ önce kavramlarda başlar.

Ardından kurumlara ulaşır.

Sonra politikalara dönüşür.

Çağı doğru okuyamayanlar gündemin peşinden sürüklenir.

Çağı doğru okuyanlar gündemi belirler.

Tartışılması gereken soru artık "Dijitalleşmeye nasıl uyum sağlayacağız?" sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Post-dijital dünyada toplum nasıl şekilleniyor ve devlet bu dönüşümü ne kadar görebiliyor?