Hassas denge

Küresel piyasalar bir yanda rekorların tazelendiği bir coşku dalgası diğer yanda ise makroekonomik verilerin fısıldadığı derin belirsizlikler arasında gidip gelmeye devam ediyor. Wall Street’in rekor seviyelerden kapandığı, Borsa İstanbul’un 15.000 puan barajını aşarak coşkuyla ilerlediği bir hafta geride kalsa da birilerinin şampanya patlattığı bu atmosferin ardındaki sürdürülebilirlik sorusu aklı başında herkesin canını sıkmaya devam ediyor.

IMF son 35 yılda nadir görülen bir adım atarak temel senaryosunu değiştirdi. IMF’nin yeni projeksiyonuna göre savaş devam ederse petrol fiyatlarının 2027 yılında dahi 125 doların altına inmeyeceği öngörülüyor. Petrolün bu seyri, küresel PMI verilerindeki 41 aylık zirve yapan enflasyonist baskıyla birleşince ince hastalık olarak nitelenen enflasyonun tedavisi daha da güçleşiyor.

Özellikle yapay zeka sektöründe net nakit akımlarının 2014’ten bu yana en düşük seviyeye gerilemesi, maliyetlerin arttığı bir dönemde teknoloji devlerini zorlu bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Düzenli okurlarımızın hatırlayacağı üzere daha önce kriz avcısı Michael Burry’nin uyarılarını en detaylı şekilde köşemden sizlere iletmiş, kendisinin ifadeleriyle ne denli büyük bir balon oluştuğunu anlatmıştım.

Evet, balonun merkezi ABD’yi iyi izlememiz lazım. Piyasa beklentileri ile reel veriler arasındaki makas hızla açılıyor. Tarım dışı istihdam verisi 60.000 kişilik beklentiye karşın 114.000 olarak açıklandı. Bu güçlü seyir FED'in faiz indiriminden ziyade artırım ihtimalini masada tutuyor. Nitekim ABD’de aylık tüketici enflasyonunun %0,6’dan %0,9’a yükselmesi beklenirken, benzin pompa fiyatlarındaki %40’lık artış bu baskıyı körüklüyor. Altın ons fiyatının 4.700 dolar, gümüşün ise 80 dolar üzerine çıkması, güvenli liman arayışının bir yansıması olarak görülüyor.

Türkiye ekonomisinde ise tablo küresel gelişmelerin yerel dinamiklerle harmanlandığı karmaşık bir görünüm sergiliyor. Mart ayı dış ticaret verilerine göre ihracatta %6,4’lük bir düşüş yaşanırken, ithalatta %8,4’lük bir artış gözlendi. Bu durum, cari açığın Salı günü açıklanacak verilerde 10 milyar dolara yaklaşabileceği endişesini doğuruyor. Şubat ayındaki 7,5 milyar dolarlık açık zaten son dönemin en yüksek seviyesiydi. Milli gelire oranla %5’lik cari açık seviyesi tarihsel olarak alarm noktası kabul edilse de şu an için yönetilebilir bir risk baki kalıyor.

Borsa İstanbul, her ne kadar 15.000 puanı geçip 20 Mayıs 2024’teki 342 dolarlık (güncel kurla 15.600 TL) zirvesine göz dikse de temel veriler ihtiyatı elden bırakmamayı öğütlüyor. Yıllık sanayi üretimi büyümesi %1,1’e gerilerken, İSO PMI gibi öncü anketler son 20 ayın en düşük seviyelerinde seyrediyor. Aracı kurum raporları BİST 100 için bir yıl içindeki adil değeri 17.000 puan civarında hesaplıyor. Ancak aylık enflasyonun %4,18 gibi beklentilerin üzerinde gelmesi ve ilk 4 aydaki birikimli enflasyonun %15’e ulaşması, yatırımcıyı reel getiri konusunda düşündürüyor.

Döviz piyasasında son 30 günde doların %1,80, euronun ise %3’ten fazla değer kazandığı bir süreçte Merkez Bankası’nın stratejik hamleleri kritik önem taşıyor. Bank of America'nın yıl sonu enflasyon tahminini %30 olarak açıklaması, piyasadaki revizyon beklentilerini güçlendiriyor. TCMB’nin yıl sonu hedefini %16’dan %19’a, üst sınırı ise %24’ten %26-27 bandına çekmesi bekleniyor.

Rezervlerde ise 46 milyar dolarlık çıkışın ardından 22 milyar dolarlık bir geri dönüş yaşanırken, 7 Mayıs itibarıyla 2.3 milyar dolarlık net giriş kaydedildi. Mevcut durumda swap hariç net rezervler kamu döviz hesapları dahil 39,2 milyar dolar, hariç tutulduğunda ise 30,2 milyar dolar seviyesinde. Hızla artması lazım. Aksi takdirde yeni şoklar bizi çok yoracak.

Küresel jeopolitik risklerin görece hafiflemesiyle petrol 103 dolara kadar çekilerek rahat bir nefes aldırmış olsa da kalıcı rahatlama için fiyatların 80-90 dolar bandına inmesi şart. (145 enerji tesisinin ciddi yara aldığı ve iki yıldan önce tamiratları finansal kaynak bulunsa dahi gerçekleştirilemeyeceğinden bu rakamlara bir iki yıldan önce inmesi olası değil)

Tüm bu şerait çerçevesinde büyük resme bakınca da hem Türkiye hem dünya için söyleyebileceğim en net şey ne yazık ki: “Kötü günler geride kaldı, daha kötüleri yolda” oluyor. Katıldığım yayınlarda ısrarla üzerinde durduğum, ucuz işçilik ve yüksek teknolojinin birleşmesiyle dünyanın fabrikası haline gelen Güney Asya’dan gelebilecek küresel bir krizin gerçekleşme olasılığı her geçen gün daha da artıyor. 100 günden az petrolü kalan dünyamız için Güney Asya’da çıkacak bir kriz bu defa bize arz yönlü korkutucu problemler ihraç edecek. Özellikle de elektronik tarafında.

Hazırlıklarımızı yapmaya başlamalı, savaşın bitmediğini aksine bambaşka yeni savaşlara zemin hazırladığını iyi anlamalıyız. Hassas ve palyatif bir denge üzerindeyiz. Bozulması an meselesi...