Size de öyle oluyor mu bilmiyorum.
Nefes alamayacak gibi hissediyorum son zamanlarda.
Yoo, merak etmeyin!
Fiziksel bir nedenden dolayı değil, ruhsal olarak daralıyorum.
Yutkunuyorum çoğu zaman. Göz kaslarımdaki kasılmalar, kan basıncımdaki gereğinden fazla yükselişler, dünyada olup bitene verdiğim anlamla ilgili!
Nereye baksam zulüm, ne yanı dönsem gözyaşı!
Gün geçmiyor ki, işkence altında haykıran bir çocuğun acı çekerken/çektirirken çekilmiş videosu sosyal medyaya düşmesin.
Gün geçmiyor ki, üzerine yağan bombalardan harabeye dönen evinden, yahut mermi, top ve namlulardan kaçacak delik arayan bir mazlumun, garibanın, yetimin, öksüzün fotoğrafı dolaşıma sokulmasın.
Çivisi çıktı sanki yerkürenin.
Belki de "ahir zamanın" ayak sesleri tüm bu olup bitenler, bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, yaşanabilir bir dünyadan hızla uzaklaştığımız ve adaleti tamamen yitirdiğimiz.
"İnsan insanın kurdudur" vahşiliğinin iliklere kadar yaşandığı, her insanın kurtlaşıp bir ötekini feci şekilde yediği "zift karası" bir dönemden geçiyoruz.
Dünyanın bir yarısında konforlu bir yaşam sürüp gidiyorken, empatinin üzerinde dans edip tepinen bir hayat olağan hızıyla akıp gidiyorken, diğer yarısında oluk oluk kan dökülüyor. İnsanlar kafile kafile katlediliyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar kıyılarda mülteci vasfına bile erişemeden herkesin gözü önünde ruhunu teslim ediyor.
Biz ise, İnstagram'da, Facebook'ta, Twitter'da "mutluluk pozları" paylaşıyoruz. Fakat bunlar sadece birer poz olarak kalıyor. Paylaşımlarımız timeline'a düştüğü an az önce "imaj" olarak verdiğimiz mutluluk, buhar olup uçuyor.
Nasıl uçmasın ki?
Adaletin, sadece adliye koridorları önüne konan putların elindeki terazide karakterleştiği, geri kalan tüm hayatın adaletsizleştiği nobran bir dünyada kim, nasıl mutlu kalabilir?
Suriyeli Sahra'ya zindan olan bir dünyadan Berlinli Helga'ya pozlaşmayan, imaja indirgenmeyen bir mutluluk çıkar mı?
Hayır çıkmaz!
Nitekim çıkmıyor da...
Merhametin, ahlakın, vicdanın ve mutlak doğrunun paspas olup çiğnendiği, ezildiği bir zeminden hiç kimseye yeşil mutluluklar çıkmaz!
Günahkarlığımızın acısını daha fazla "sevgi taklidi" ile sorumluluktan kaçmanın verdiği azabı daha fazla JPG, PNG uzantılı imgelerle telafi etmeye çalışıyoruz.
Oysa, çırpındıkça batıyoruz.
Battıkça daha çok çırpınıyor ve bu defa daha derine batıyoruz.
Bu, bir süre sonra kısır döngüye dönüşüyor ve maalesef bu kısır döngünün idrakine bile varamayacak kadar "maraton bir hayatın yarış atları gibi" yaşıyoruz.
Doğal seleksiyona iman edenlerin katlettiği dünyayı, Rabbimize mutlak bir imanla kurtarmak zor geliyor hepimize.
Ve sanırım, Descartes, Spinoza, Kant ve Hegelci bir kıvırmayla işin içinden sıyrılma kolaycılığına kaçarak kurtulacağımızı sanıyoruz hepimiz.
Antik çağdan beridir kullandığımız şu cümle ise hücremiz:
"Hayat bize yine yalan söyledi!"