Hayatın merkezinde ahlak ve Allah bilinci

Taha Abdurrahman, 1944 yılında Fas’ta doğmuş, İslam dünyasının önde gelen düşünürlerinden biridir. Özellikle ahlak, dil felsefesi, mantık ve İslam düşüncesi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Modern dünyada din ile ahlakın birbirinden koparılamayacağını savunan, seküler düşünceyi sert bir şekilde eleştirerek, hayatın merkezine ahlakı, kulluğu ve Allah bilincini alan bir düşünürdür.

İnsan dünyaya, maddi ihtiyaçlarını karşılamak, para kazanmak ya da makam elde etmek için gelmemiştir Taha Abdurrahman’a göre insanı değerli kılan en önemli şey sadece akıl değil, aynı zamanda sahip olduğu ahlaki değerlerdir. Günümüzde yaygın olan seküler anlayış, insanın Allah ile kurduğu bağı kopararak hayatı çıkar ve menfaat temeline dayandırmaktadır. Oysa insan hayatı, değersiz ve ahlaksız düşünülemez. Bütün değerlerin kaynağı Yüce Allah’tır. İnsan ancak, Rahman’a yöneldiğinde gerçek manada kâmil bir şahsiyet kazanır.

İnsanın yaptığı her işin, bir anlamı ve bir amacı olmalıdır. İbadet, siyaset, ekonomi, bilim, hukuk ve gündelik yaşam gibi hayatın tüm alanları bir değer üzerine kurulmalıdır. İnsan sadece çıkarı için değil, doğru olanı yapmak için hareket etmelidir. Adalet, merhamet, özgürlük, sevgi ve saygı gibi kavramlar birbiriyle ilintili olup, hiçbir zaman tek başına bir anlam ifade etmez; bunlar ancak Allah’a bağlı bir değer sistemi içinde gerçek anlamını bulur. Bu nedenle insanın gerçek gayesi kulluktur. Kulluk sadece ibadet etmek değil, hayatın her alanında Allah’ın rızasını gözeterek yaşamaktır. İnsan çalışıp, üretip kazanç elde ederken sadece dünyalık hedeflerin peşinde koşmamalı; yaptığı her işin ahlaki sorumluluğunu mutlaka yerine getirmelidir.

Taha Abdurrahman’a göre; insanı yücelten şey aklı değil, insanın ahlakıdır. Çünkü akıl insanı hem iyiye hem de kötüye yönlendirebilir. Tarihte pek çok zulüm ve yıkım akıllı insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Ahlak, insanın hak ile batılı ayırmasını sağlayan en temel rehberdir. Bu yüzden bir insanın değeri, sahip olduğu bilgiyle değil, ahlakıyla ölçülmelidir. Aynı şekilde bilim ve teknoloji de ahlaktan bağımsız düşünülemez. Bilim bize olayların nasıl gerçekleştiğini anlatır; ancak o olaylara nasıl anlam vereceğimizi belirleyen şey değerlerdir. Örneğin yağmur sadece fiziksel bir olay değil, aynı zamanda bir nimet ve rahmet olarak görülmelidir. Teknoloji insanlığa zarar veriyorsa, o zaman burada ciddi bir ahlaki sorun var demektir.

Siyaset alanında da benzer bir durum söz konusudur. Siyaset çoğu zaman güç ve egemenlik arzusuyla yürür. Ancak bu arzu insanı yanlış yollara sürükleyebilir. Taha Abdurrahman’a göre siyaseti doğruya yönlendirecek olan tek şey ahlaktır. Siyaset, insanlara hükmetmek için değil, onlara hizmet etmek için yapılmalıdır. Gerçek egemenliğin Allah’a ait olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ekonomi alanında da durum aynıdır. Çalışmak, üretmek ve zengin olmak kötü değildir; fakat serveti bir üstünlük aracı haline getirmemek gerekir. Mal ve mülk insana ait mutlak bir sahiplik değil, sadece ona verilmiş bir emanettir. Bu yüzden kazanç sadece bireysel çıkar için değil, toplumsal fayda için de kullanılmalıdır.

Taha Abdurrahman ayrıca doğa ve çevreye bakışın da değişmesi gerektiğini vurgular. Tabiat sadece kullanılacak bir madde değildir; Ağaçlar, su, toprak, hava ve bütün kâinat Allah’ın yarattığı bir nizamdır. Bu nedenle çevreyi korumak ahlaki bir sorumluluktur. Kanunlar ve kurallar sadece şekilden ibaret olmamalıdır. Aynı şekilde hukuk da sadece ceza ve kurallardan ibaret olmamalı, adalet ve vicdan ile desteklenmelidir. İbadetlerde de sadece şekil yeterli değildir; misal namazın şekli şartları kadar ruhu, ihlası ve huşusu da önemlidir.

Sonuç olarak Taha Abdurrahman’a göre insan hayatı araçlar, amaçlar ve değerler üzerine kuruludur. İnsan yaşamı boyunca birçok hedef belirleyebilir; ancak bütün bu hedeflerin üstünde en büyük amaç Allah’ın rızası olmalıdır. Yapılan her iş, Rahman’ın rızası gözetilerek yapılırsa anlam kazanır. Aksi halde insanın yaptığı işler dışarıdan başarılı görünse bile içi boş kalır. Bu yüzden insan için hayatı anlamlı kılan şey sadece başarı değil; ahlak, vicdan ve kulluk bilincidir.