Kim ne derse desin. Kürt sorununda çok şey değişti ama temel bazı şeyler değişmedi.
Değişen şeyleri söyleyelim önce:
Son on beş yıllık süreçte Kürt varlığı meşruiyet kazandı.
Kimse artık Kürt'ler Türklerin dağ koludur saçmalığını rol icabı bile dillendirmiyor ki eskiden bu resmi ideolojiydi ve aksini söylemek cezai işlem gerektiriyordu.
Kürtçe meşruiyet kazandı. Her ne kadar halk arasında kimi "ırkçı-milliyetçi" çevreler yanında Kürtçe konuşunca rahatsız oluyorlarsa da genel anlamda Kürt dilinin, kültürünün ve edebiyatının varlığına dair yaygın kanaat vardır bu gün.
Kürtçe siyaset, yayın, savunma yapma vs. birçok "resmi kabul" anlamına gelen durumlar vardır.
Değişmeyen şeylere birkaç örnek verelim:
Devlet hala Kürt yerleşim yerlerinin değiştirilmiş isimlerini iade etmeye yanaşmamaktadır. Halk bu isimleri çoğunlukla sadece resmi işlemlerde kullanmaktadır.
Gerek Özal ve gerekse Erdoğan için Barzani ve Barzani'ye yakın Türkiye'nin muhafazakar ve dindar Kürtlerini kendine HDP/PKK çizgisindeki Kürtlerden daha yakın görmüştür.
Kürtleri sekülerleştirmeye çalışan HDP/PKK siyaseti Türkiye'yi yöneten siyasi irade ve Amerika ile daha çok muhalif iken Barzani ve sempatizanları hem Amerika'nın hem de Türkiye'yi şu an yöneten Ak Parti çizgisinin doğal müttefiki sayılırlar.
Peki bunlar ne anlama gelmektedir?
Türkiye'de Kürt kentlerindeki bu çatışma durumu devam ettikçe HDP/PKK sempatisi taşıyan ve onlara oylarıyla destek verenlerin Barzani ve Barzani tarzı Türkiye yapılanmalarına doğru kayacağını söylemek mümkündür.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve temsil ettiği siyasi hareketin aslında silah bırakma dahil bir çok konuda uzlaşı olsa dahi söz konusu "Türk Solu" destekli "Kürt Solu" ile toplumsal çözüm önerilerde uzlaşması mümkün değildir.
Onun için çözüm sonrası insiyatifi bu kesime bırakması mecbur kalmadıkça düşünülecek bir şey değildir.
Hem çözüm sonrası Kürt toplumu tasarımı ve hem de Amerika'nın Barzani tarzı muhafazakar bir Kürt toplum tasarımı ile doğal müttefik sayılması sorunun çözümünde ibreyi HDP/PKK'den Barzani'ye dönüştürmektedir siyasal muhataplık bakımından.
Esasen uzun vadede "Kürt Solu" hareketinin kendisi için tehdit olacağını iyi bildiğinden Barzani de böyle bir zemin üzerinden Kürt sorunun çözüme kavuşturulmasını planlamak ister.
Barzani'nin ilk defa devlet başkanı düzeyinde bir protokol ile ağırlanmasının "Kürt Devleti"nin tanınmasına zemin olarak düşünülebilir ama Türk-Kürt birlikte yaşama formülü arayışı olması hem daha mantıkla hem de daha olasıdır bizce.