////////////////////
Nikâh masasına otururken söylenen sözler sadece iki insanın birbirine verdiği vaatler değildir. O söz, Allah’ın adı anılarak verilen ağır bir ahittir. Kur’an’ın ifadesiyle bu bağ, “sağlam bir söz”dür (Nisâ, 21). Bu yüzden evlilik, başlanması kolay ama taşınması emek isteyen bir emanettir.
İslam boşanmayı tamamen yasaklamaz; çünkü hayat bazen insanı çıkmaz sokaklara sürükler. Fakat o kapının üzerine de büyük bir ikaz levhası asar:
“Allah’a en sevimsiz gelen helal, boşanmadır.” (Ebû Dâvûd)
Helal ama sevimsiz… Demek ki mesele sadece yapılabilirlik değildir, yapılmaya değer olup olmadığıdır. Dinen geçerli ağır bir mazeret yokken sırf bıkkınlık, öfke ya da geçici heveslerle dağıtılan yuvalar, çoğu zaman ardında bitmeyen pişmanlıklar bırakır. Halkın dilindeki “iki yakası bir araya gelmez” sözü, nice aceleci ayrılığın özetidir.
Çünkü evlilik, kusursuz iki insanın değil; hatalarını törpülemeyi öğrenen iki kalbin birlikteliğidir. Kur’an, eşlerin varlık sebebini şöyle anlatır:
“Aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.” (Rûm, 21)
Sevgi azalabilir; merhamet azalırsa yuva çöker. Aşk insanı başlatır, rahmet yolda tutar.
Peygamberimiz (sav) aileyi ayakta tutan ölçüyü net koyar:
“En hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olandır.” (Tirmizî)
Demek ki asıl dindarlık, evin içinde belli olur. Dışarıda güleryüzlü, evde kırıcı olanın hayrı eksiktir. Evlilik, insanın ahlak imtihanıdır; sabrının, öfkesinin ve affediciliğinin turnusol kâğıdıdır.
Sorun çıktığında ilk seçenek kaçmak değil, onarmaktır. Kur’an bunun için hakemler tayin etmeyi bile emreder:
“Barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur.” (Nisâ, 35)
Yani Allah, dağılmak için bahane arayanın değil; toparlamak için çare arayanın yanındadır.
Bugün birçok ayrılık, dinen geçerli zorunluluklardan değil, tüketim alışkanlığından doğuyor. Eşyayı değiştirir gibi eş değiştirme kolaycılığı… Oysa “iyilikle tutmak” emredilmişken (Bakara, 229), hoyratça bırakmak mümince bir tavır değildir.
Evliliği ayakta tutmak zordur; çünkü nefsi ayakta tutmamak gerekir. Bazen susmak, bazen alttan almak, bazen özür dilemek… Hepsi ağır gelir ama işte bu ağırlık, nikâhın ciddiyetindendir.
Kolay olan gitmektir. Zor olan kalıp güzelleştirmektir. Kolay olan kırmaktır. Zor olan tamir etmektir. Ve mümin, çoğu zaman zor olanı seçtiği için mümindir.
Unutmayalım: Boşanma bir ruhsattır, evliliği sürdürmek ise çoğu zaman bir ibadettir. Dinen geçerli mecburiyetler dışında dağıtılan her yuva, sadece iki kişiyi ayırmaz; merhameti eksiltir, toplumu zayıflatır, çocukların kalbinde derin çatlaklar açar.
Bu yüzden helalin en zoru, nikâhı kıymaktır değil; kıyılan nikâhı hakkıyla taşımaktır.
Sevgi bittiğinde vefayı, öfke geldiğinde sabrı, hata görüldüğünde affı kuşanabilenler… İşte onlar yuvalarını sadece ayakta tutmaz, aynı zamanda ayakta kalmayı da öğretir.
Çünkü bazen insanın dünyadaki huzuru da, ahiretteki umudu da aynı cümlede gizlidir:
Eşine rağmen değil, eşiyle birlikte sabredebilmek.