Hem haydut hem eşkıya

Olmazların olduğu günümüz dünyasında, insanlık bunu da gördü. Bağımsız bir devletin başkanı, eşi ile birlikte gecenin bir saatinde yataklarından alındı.

Elleri kelepçeli olarak servis edilerek sadece itibar suikastı yapılmadı eşine rastlanması gayrı mümkün bir alçaklığa da şahit olduk.

Sarı gavur aklını yitirmiş olmalı ki bunu da yaptı.

Uluslararası siyaset; güç dengeleri kadar ahlaki sınırların da sınandığı bir alandır. Bu sınırlar ortadan kalktığı için gelinen son durumu meşrulaştırılmış haydutluk ve eşkıyalık olarak yorumlamaktayım.

Sarı gavurun küresel siyasete taşıdığı anlayışı başka bir isimle tarif etmek mümkün değil.

Ülkemiz son yıllarda yalnızca bölgesel krizlerle değil, küresel düzenin bilinçli şekilde işlevsizleştirilmesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Trump döneminde bu işlevsizlik bir tercihe dönüşmüş; hak hukuk gibi kavramlar, müttefiklik ve diplomasi kavramları açıkça değersizleştirilmiştir.

Ülkemize yönelik yaptırım tehditleri, liderler arası üslupsuzluk, ekonomik baskıların bir dış politika aracı hâline getirilmesi bunun somut sadece birkaç örneği.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Türkiye ile ABD arasındaki gerilim, iki devlet arasındaki klasik çıkar çatışmasının ötesindedir.

Mesele, ülkemizin tutarlı ve onurlu bir devlet olma iddiası ile Trump’ın dünyayı şirket mantığıyla yönetme arzusunun çarpışmasıdır. Bu anlayışta egemenlik, pazarlık konusu; bağımsız karar alma ise itaatsizlik olarak görülmektedir.

Trump’ın açıkça sergilediği eşkıyalık, özellikle Suriye meselesinde tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Bir yandan “stratejik ortaklık” söylemi sürdürülürken, diğer yandan Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden yapılar sahada sadece desteklenmiyor aynı zamanda ali cengiz oyunu ile süreç akamete uğratılmaya çalışılıyor. Aynen Gazze ateşkesinde olduğu gibi.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye karşı bir ikiyüzlülük değil, uluslararası hukukun bilinçli bir şekilde askıya alınmasıdır.

Türkiye açısından asıl tehlike, bu haydutluk ve eşkıyalığın bir liderlik sorunu olarak görülmesidir. Oysa Trump, bir sebep değil, bir semptomdur. Batı dünyasında hukukun yerine gücü, ilkenin yerine çıkarı koyan zihniyet zaten vardı; Trump bunu sadece saklama ihtiyacı duymadı. Böylece Türkiye gibi kendi tarihsel hafızası, devlet geleneği ve bağımsızlık refleksi olan ülkeler, sistemin “uyumsuz unsuru” ilan edilerek cezalandırmak için sebepler icat edildi.

Bu noktada ülkemizin onurlu ve omurgalı duruşu belirleyici olmuş ve sürecin gavurun istediği yöne evrilmesine müsaade etmemiştir.

Ülkemiz iç ve dış kaynaklı tüm baskılara rağmen devlet aklını koruma refleksiyle hareket etmeye çalışmış, çok kutuplu dünyada denge siyaseti üretmiştir. Ancak bu çabanın bedeli ağır olmuştur: Ekonomik saldırılar, siyasi tehditler ve diplomatik yalnızlaştırma girişimleri ve hatta iç karışıklıklar dahil nerede ise denenmeyen bir alçaklık kalmamıştır.

Trump’ın dünyaya bıraktığı miras, Türkiye açısından net bir gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır.

Adalet üretmeyen bir küresel düzen, güvenlik de üretmez.

Gücün hukuk yerine geçtiği bir sistemde, sıradaki hedef her zaman bağımsız hareket etmeye çalışan devletler ve devletimizdir.

Sonuç itibarıyla Trump’ın tescillenmiş eşkıyalığı ve haydutluğu, ülkemiz için bir şahsi meselesi değil; medeniyet ve egemenlik meselesidir.

Bugün yaşanan kaos, Türkiye’mize şunu hatırlatmaktadır. Kendi hukukunu, kendi savunmasını ve kendi ahlaki duruşunu inşa edemeyen hiçbir ülke, küresel eşkıyalığın insafına terk edilmekten kurtulamaz. Tarihin tekerrüründen bu ve benzeri savrulmaların defalarca yaşandığını anlıyoruz.

Trump gavuru tüm dünyanın başına bela olmaya devam edecek gibi. Komşumuz İran’da yaşanan kaos ve kargaşadan bile medet uman, Grönland meselesinde ise özellikle Avrupa’nın zayıflığını fırsata çevirmek isteyen azgın ve sapkın bir akılla dünyamız karşı karşıya.

Belasını bulacak bulmasına da bu sürecin uzun sürmemesini temenni edenlerdenim.

Sağlık ve mutluluklar dileklerimle.