Her şey bunun için mi?

0

Darbe girişimi sonrası malum mihrakların kamuoyuna pompaladığı tehditlerle meşgulüz bu aralar. Hepimiz korku triosunun yapmak istediği psikolojik algıya fokuslanmış bir haldeyiz. FETÖ liderinin satır aralarına gizlediği mesajlardan bir çıkarım yapmaya koyulmuş, başımıza gelecekler hakkında sayısız teoriler üretiyoruz. Suikast, terör, siber saldırılar ve siyasi istifalar şöyle dursun, deprem senaryoları bile gündem olmuş durumda. Yine de hak vermek lazım millete. Çünkü kolay şeyler yaşamamıştık bu süreçte. O yüzden hain içerde olunca, her ihtimalin değerlendirilmesinden de daha doğal ne olabilir ki?

Fakat bunlarla uğraşırken her zaman yaptığımız bir hatayı yapmamak gerekiyor. Neticede olayların puslu havasında tek yöne yoğunlaşıp istikametimizi kesinlikle bulamayız. O sebeple geniş perspektifte bakarak içi ve dışı komplike değerlendirmek elzemdir. Mesela pazılın evvela kenar parçalarının birleştirilmesi, kolayca çözülebilmesinin püf noktasıdır. Kaldı ki çerçevesi belli olan bir pazılda, uygun objeyi bulmak da kolay olacaktır.

Bu minvalde ortalık toz dumanken, yanı başımızdaki hareketlilik gözlerden kaçırılmamalıdır. Yani bizler kendi derdimize düşmüşken, egemenlerin defakto bir PYD devletine soyunduklarını görmek zorundayız. Zaten bu farkındalıkla, maruz kaldığımız ve kalacağımız saldırıların nedenlerini de anlamak çok zor olmayacaktır. Zira CIA ajanı Fuller' in böyle bir dönemde FETÖ'den tek kelime söz etmeyip "Ankara'nın Suriye'den bir an önce çekilmesini ve Esed'i indirme hırsından vazgeçmesini" dillendirmesi bu perspektifte okunmalıdır.

Anlayacağınız üst akıl, PYD'ye tahsis edeceği; Süleymaniye-Kerkük-Havice hattından Musul'un bir bölümünü kuşatıp, Suriye'de Deyr Zor ve Rakka üzerinden Afrin'e kadar uzayan bir hat peşinde. Namı değer üst akılın amacı; orta vadede yeni bir enerji yolu inşa etmek, Devletimizin İslam coğrafyasıyla iletişimini kendi inisiyatifi altına almak ve dolayısıyla da bunu her daim üzerimizde bir şantaj aracı olarak kullanmaktır. Uzun vadede ise Arzu Mevud hayallerini süsleyen bu toprakları, iç güvenliğimize tehdit edecek hale bürümektir hülasa.

Bunun için ise tıpkı diğerleri gibi, Saddam'a idam kararı çıkaran Noşirvan'ın GORAN Hareketiyle de dirsek temasta oldukları sır değil. Özgürlük ve adalet tarzı söylemlerle ittifak peşinde koşan GORAN Hareketinin, son yıllardaki ilerleyişi de bu dairede değerlendirilmelidir. Fakat bu güne dek PYD/PKK ya mesafeli duran Barzani, onlar için büyük sorun teşkil etmektedir. Nitekim şuan için bölgedeki en güçlü aktörün Barzani olmasından ötürü bu plan sekteye uğratmıştır. Zaten Barzani'nin 2016 Kasımında yapacağı bağımsızlık referandumu ile Süleymaniye ve Kerkük hattını devre dışı bırakmaya çalışacağı, tüm taraflarca bilinmektedir.

İşte tüm bu unsurlar birleştirildiğinde; geçen hafta PKK, Goran ve KYB temsilcilerinin Kandil'de geçekleştirdikleri toplantı sonrası Barzani'yi devirme kararı almaları sürpriz sayılmamalıdır. Bu açıdan Sn. Cumhurbaşkanımızın "Suriye'nin kuzeyinde, güneyimizde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun bu konudaki mücadelemizi sürdüreceğiz" beyanının önemini idrak edebiliriz. Kısacası bu dizaynı kabul etmemek, Devletimizin bir beka mesesidir. Ve başımıza gelen birçok belanın müsebbibi de bu pis kurgudur diyebiliriz.

Hal böyle olunca sınırlarımızda DAEŞ saldırıları ve içeride de PKK ve FETÖ terörünü kullanacakları aşikardır. Yalnız FETÖ mensuplarının güvenlik birimlerinden tamamen temizlenerek, etnik kimlik üzerinden olası provokasyonlara yeltenmelerine karşı dikkatle önlem alınmalıdır. Ayrıca 2. MİLLİ MÜCADELEYİ başlattığımız bir dönemde, şayet hükümetimizi zora sokacak bazı siyasi atraksiyonlara kalkışanlar olursa, tarihten ziyade bu milletin de onları unutmayacağını bilmeleri gerekir. Ha! Böyle bir şey var mı diye sorarsanız: Şuan için şükür ki yok. Bizimkisi sadece Nasrettin Hocanın testi fıkrasındaki gibi testiyi kırmada önceki bir hatırlatmadır. Yoksa "testi kırdıktan sonra neye yarar be birader"

Vesselam…