Hucurât Suresi: Kaybettiğimiz insanlığın yeniden inşa reçetesi

İnsanlık tarih boyunca büyük savaşlar gördü. İmparatorluklar yıkıldı, şehirler harabeye döndü, nice medeniyetler tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. Ancak bugün yaşadığımız en büyük yıkım ne ekonomik krizlerdir ne de siyasi çatışmalar... Asıl yıkım, insanların birbirine olan güvenini, saygısını ve merhametini kaybetmesidir.

Dikkat edilirse günümüz toplumunda insanlar birbirini dinlemeden yargılıyor, araştırmadan hüküm veriyor, doğruluğunu bilmediği haberleri yayarak nice ailelerin, dostlukların ve hayatların kararmasına sebep oluyor. Sosyal medya dedikodunun, iftiranın ve linç kültürünün merkezi haline gelmiş durumda. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor; herkes suçluyor ama kimse kendisini sorgulamıyor.

Tam da böyle bir zamanda Kur'an'ın 49. suresi olan Hucurât Suresi adeta çağları aşan bir medeniyet manifestosu olarak karşımıza çıkıyor.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verir de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurât, 6)

Bugün kaç insan bu ilahi emri dikkate alıyor? Telefonumuza gelen bir mesajı, sosyal medyada gördüğümüz bir paylaşımı, duyduğumuz bir dedikoduyu araştırmadan başkalarına göndermiyor muyuz? Nice masum insanın itibarı birkaç saniyelik bir paylaşım uğruna yerle bir edilmiyor mu?

Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kişiye yalan olarak, duyduğu her şeyi anlatması yeter." (Müslim)

Ne kadar da çarpıcı bir uyarı...

Hucurât Suresi sadece haber doğrulamayı öğretmez; aynı zamanda adaleti emreder: "Adaletli olun. Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever." (Hucurât, 9)

Ne yazık ki insanlar adaleti kendileri için isterken başkalarına karşı kolayca zalimleşebiliyor. Kendi hatalarını mazur görürken başkasının en küçük kusurunu büyütebiliyor. Oysa adalet, dosta ayrı düşmana ayrı uygulanacak bir ilke değildir. Adalet, Allah'ın emridir.

Bugün aileler parçalanıyor, kardeşler birbirine küsebiliyor, komşular yıllarca konuşmayabiliyor. Hucurât Suresi ise "İnsanların arasını düzeltin" diyerek barışı ve kardeşliği emrediyor.

Peygamber Efendimiz (sav): "Size namazdan, oruçtan ve sadakadan daha faziletli bir ameli haber vereyim mi? İnsanların arasını düzeltmektir." buyurmuştur. (Tirmizî)

Ne yazık ki günümüzde insanlar barıştıran değil, ayrıştıran olmayı tercih ediyor.

Surenin belki de en çok ihmal edilen emirlerinden biri şudur: "Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin." (Hucurât, 11)

Bugün ekranlar, sosyal medya platformları ve günlük sohbetler insanlarla alay etmenin sıradanlaştığı ortamlara dönüşmüş durumda. İnsanların fiziksel özellikleriyle, ekonomik durumlarıyla, memleketleriyle veya düşünceleriyle alay etmek bir eğlence malzemesi haline getirildi.

Oysa Allah katında küçümsediğimiz kişi belki de bizden daha değerlidir.

Ardından Kur'an şu ağır uyarıyı yapıyor: "Kötü lakaplarla birbirinizi çağırmayın."

Bir insana taktığınız aşağılayıcı bir lakap, onun kalbinde yıllarca kapanmayacak yaralar açabilir. Dil bazen kılıçtan daha keskin olabilir.

Hucurât Suresi daha sonra kalpleri zehirleyen üç büyük afeti peş peşe sıralar: "Zannın çoğundan sakının. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın." (Hucurât, 12)

İşte günümüz toplumunun en büyük hastalıklarından üçü...

Zan...

Tecessüs...

Gıybet...

İnsanlar artık birbirlerinin iyiliklerini görmek yerine kusurlarını arıyor. Hataları örtmek yerine açığa çıkarmaya çalışıyor. Yardım etmek yerine konuşuyor. Düzeltmek yerine dedikodu yapıyor.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıplarını örter." (Buhârî, Müslim)

Buna rağmen kusur araştırmayı marifet sanan bir toplum haline geliyoruz.

Belki de Hucurât Suresi'nin en sarsıcı benzetmesi gıybet hakkındadır:

"Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz." (Hucurât, 12)

Kur'an'ın bu tasviri insan vicdanını titretecek kadar ağırdır. Çünkü gıybet, sadece bir söz değil; kardeşlik hukukuna vurulan bir darbedir.

Bugün insanlığın teknolojiye değil, Hucurât Suresi'nin ahlakına ihtiyacı vardır.

Daha hızlı internete değil, daha temiz dillere...

Daha büyük binalara değil, daha büyük vicdanlara...

Daha fazla takipçiye değil, daha fazla merhamete...

Eğer haberleri araştırırsak, adaleti ayakta tutarsak, insanların arasını düzeltirsek, alay etmeyi bırakırsak, kötü lakaplardan vazgeçersek, kusur aramazsak, zandan sakınırsak, insanların gizliliklerine saygı gösterir ve gıybetten uzak durursak; yalnızca daha iyi Müslümanlar değil, aynı zamanda daha iyi insanlar oluruz.

Çünkü Hucurât Suresi sadece okunmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir.