Hürmüz’den Ankara’ya uzanan fatura

Ortadoğu’da atılan her füze, bir süre sonra Türkiye’de akaryakıt fiyatına, cari açığa ve diplomasi masasındaki pazarlık gücüne dönüşür. İran savaşı tam da bunu gösterdi. Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyor. Bu hat sarsıldığında Tahran, Tel Aviv ya da Washington kadar Ankara’daki bütçe hesabı da sarsılıyor. Brent petrol savaşın zirvesinde 126,41 dolara çıktı, ateşkes beklentisiyle 71,99 dolara kadar geriledi. Piyasa şu yalın gerçeği hatırlattı: Boğaz açılırsa fiyat gevşer, güven açılmazsa risk primi kalır.

Bu savaşın askeri boyutu küçük bir kriz diye geçiştirilemez. ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı yeni safhada Operation Epic Fury’nin 38 günlük ana döneminde 13.000’den fazla hedef vuruldu. Bunların içinde 2.000’den fazla komuta kontrol hedefi, 1.500’den fazla hava savunma hedefi, 700’den fazla mayın sistemi, yüzlerce füze, İHA ve deniz unsuru vardı. Modern savaş artık cephede kazanılan mevziden ibaret değil. Komuta zinciri, liman, radar, enerji tesisi ve piyasa beklentisi aynı anda hedef haline geliyor.

İnsani bilanço daha çıplak. İran’ın açıkladığı toplam ölüm sayısı 3.468. Bunların 1.460’ı sivil olarak bildiriliyor. İsrail içinde 23 sivil ölüm, ABD tarafında 13 asker kaybı var. Lübnan’da ölüm sayısı 3.783 ile 4.106 arasında veriliyor, fakat sivil savaşçı ayrımı net yapılamıyor. Yönetim katında en az 11 üst düzey İranlı ismin öldürülmesi, askeri hedefleme ile siyasi mimari arasındaki çizgiyi iyice inceltti. Bir devletin komuta sistemi vurulunca ateş kesilebilir, fakat rejim psikolojisi daha sert bir hatta çekilebilir.

Trump’ın rolü burada ayrı bir dosya. Önce “mahvedeceğiz” tonuna çıkan tehditler, sonra ateşkes, ardından yeni saldırı ihtimali. Bir gün teslimiyet isteyen, ertesi gün geçici mutabakatı başarı diye sunan, daha sonra İran’ın denetimleri kabul ettiğini söyleyip Tahran’dan ret cevabı alan bir liderlik tarzı var. Bu üslup müzakere taktiği gibi pazarlanabilir. Piyasalar açısından adı belirsizliktir. Petrol fiyatı, başkanın cümlesini radar bataryası kadar ciddiye alıyor.

Sorun kişisel üsluptan büyük. Amerikan karar alma mekanizmasında mesaj disiplini zayıfladığında, müttefikler Washington’un gücünden önce niyetini tartmaya başlar. Kongre’nin savaş yetkileri üzerinden Trump’a uyarı vermesi, Beyaz Saray’ın bunu sembolik sayması ve sahada ateşkesin yeni saldırılarla test edilmesi güven aşınmasını büyütüyor. Avrupa başkentleri transatlantik bağı korumaya çalışırken Avrupa savunma sütununu güçlendirme arayışına giriyor. Ankara’daki NATO Zirvesi bu yüzden sıradan bir takvim maddesi değil. ABD gücü hâlâ belirleyici, fakat ABD öngörülebilirliği artık masanın en hassas başlığı.

İran açısından sonuç acı bir dayanıklılık hikayesidir. Rejim yıkılmadı, fakat yönetim çekirdeği ağır darbe aldı. Geçici petrol nefesliği Tahran’a zaman kazandırdı, nükleer denetim baskısı ise pazarlık alanını daralttı. İsrail askeri kapasite bakımından ciddi sonuç aldı, fakat Washington’un geçici mutabakat çizgisine yönelmesi Tel Aviv’in diplomatik ağırlığını sınırladı. Bu nedenle savaşın kazananı tek bir başkent değil, zorlayıcı diplomasiyi fiyatlatabilen güçtür.

Türkiye açısından mesele çok somut. Enerji Bakanı’nın hesabına göre petrolde her 1 dolarlık artış Türkiye’nin enerji maliyetine yaklaşık 400 milyon dolar ekliyor. Hürmüz’deki her gerilim enflasyon, cari açık, kur ve büyüme başlığına çevriliyor. IMF’nin Türkiye için 2026 büyüme tahminini yüzde 3,4’e çekmesi, enflasyonu yüzde 28,6, cari açığı milli gelirin yüzde 2,8’i düzeyinde görmesi bu kanalın ciddiyetini gösteriyor. Dış politikadaki sert cümle, içeride fiyat etiketi ve beklenti davranışı olarak geri dönüyor.

Şimdi yollar 7-8 Temmuz 2026’daki Ankara NATO Zirvesi’ne çıkıyor. Gündemde yüzde 5 savunma harcaması hedefi, Ukrayna desteği, savunma sanayi üretimi ve Hürmüz güvenliği var. Türkiye ev sahibi olmanın ötesinde İran’a komşu NATO ülkesi, enerji ithalatçısı, savunma sanayii aktörü ve arabuluculuk kanalı olarak masaya oturuyor. Erdoğan-Trump görüşmesi beklentisi, KAAN jet motoru satışı bildirimi ve NATO’nun savunma endüstriyel hamlesi aynı satırda okunmalı. Türkiye’nin alanı büyüyebilir, fakat bu otomatik kazanç değildir. İç güvenlik, akreditasyon tartışmaları ve ifade özgürlüğü eleştirileri zirvenin stratejik ağırlığını gölgeleyebilir.

Bu savaşın dersi açık: Güç gösterisi barışı garanti etmez. Sert açıklamalar piyasaları sakinleştirmez. Ateşkes metni, deniz geçişi, enerji faturası ve NATO pazarlığı aynı jeopolitik cümlenin parçalarıdır. Türkiye için akıllı hat, Washington’la savunma pazarlığını ilerletmek, İran’la kanalı kapatmamak, Hürmüz riskini Ceyhan ve alternatif enerji hatlarıyla dengelemek, NATO içinde üretici müttefik rolünü büyütmektir. Aksi halde başkalarının savaşı, Türkiye’nin faturası olur.