Bugün İslam dünyasına baktığımızda acı bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Stratejik çıkarlar söz konusu olduğunda gösterilen kararlılık, kutsallar söz konusu olduğunda neden aynı şekilde ortaya konulamıyor? Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için sergilenen diplomatik hamleler, askeri hazırlıklar ve uluslararası baskılar, ümmetin ortak meselesi olan Mescid-i Aksa için neden gösterilmiyor?
Oysa Mescid-i Aksa, sadece bir toprak parçası değil; bir inancın, bir tarihin ve bir ümmet bilincinin sembolüdür. İlk kıblemiz, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) mirası ve Kur’an’ın ifadesiyle etrafı mübarek kılınmış bir beldedir. Böyle bir değerin esaret altında oluşu, sadece Filistin’in değil, bütün Müslümanların meselesidir.
Ancak ne hazindir ki İslam dünyası, ekonomik çıkarlar ve jeopolitik dengeler söz konusu olduğunda son derece organize ve kararlı bir duruş sergileyebilirken; konu Kudüs olduğunda aynı birlik, aynı cesaret ve aynı irade ortadan kaybolmaktadır. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali, dünya ekonomisini sarsacağı için küresel bir refleks oluştururken; Mescid-i Aksa’nın işgal altında oluşu, ne yazık ki aynı derecede bir hassasiyet doğurmamaktadır.
Burada sorulması gereken soru şudur: Müslümanlar için petrol mü daha değerlidir, yoksa mukaddesat mı? Eğer mesele sadece çıkar ise, o zaman ümmet bilinci nerede kalmaktadır? Eğer mesele sadece siyaset ise, o zaman iman hangi noktada durmaktadır?
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar’ diye yalvaran zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisâ, 75). Bu ayet, sadece bir döneme değil, tüm zamanlara hitap eden bir çağrıdır. Bugün Kudüs’te, Gazze’de, Mescid-i Aksa’nın gölgesinde mazlumların feryadı yükselirken, bu çağrıya kulak tıkamak, sadece siyasi bir tercih değil; aynı zamanda vicdani bir iflastır.
Eğer İslam ülkeleri, Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için harcadıkları eforun yarısını bile Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için harcamış olsaydı, bugün Aksa zincirlerle çevrili olmayacaktı. Diplomasi masalarında daha güçlü bir irade, ekonomik yaptırımlarda daha net bir duruş ve uluslararası arenada daha kararlı bir ses yükselseydi, belki de tarih çok farklı yazılacaktı.
Sorun imkânsızlık değil, öncelik meselesidir. Sorun güçsüzlük değil, irade eksikliğidir. Çünkü aynı ülkeler, çıkarları söz konusu olduğunda nasıl birlik olabiliyorlarsa, Aksa için de aynı birlik mümkün olabilirdi.
Bugün ümmetin en büyük ihtiyacı, yeniden bir bilinç inşasıdır. Mescid-i Aksa’yı sadece haber bültenlerinde geçen bir başlık olmaktan çıkarıp, kalplerin merkezine yerleştirmektir. Çünkü Aksa, sadece bir coğrafya değil; bir imtihandır. Ve bu imtihanda sessiz kalanlar da, en az zalimler kadar tarihin yargısına maruz kalacaktır.
Unutulmamalıdır ki; bir gün Hürmüz’ün suları durulacak, petrol kuyuları kuruyacak, dengeler değişecektir. Ama Mescid-i Aksa için verilen veya verilmeyen mücadele, kıyamete kadar bir iz olarak kalacaktır. Ve o gün sorulacak soru çok net olacaktır: “Gücünüz varken ne yaptınız?”