Hz. Mevlana ve Mevlüd Kandili.

0

Peygamber Efendimizi (sav) anlamaya, hayatımızın özü haline getirmeye diğer zamanlardan daha çok şimdi ihtiyacımız var. Gizli ve açık düşmanlarla çepe çevre sarılmış ruhumuzun ve maddi boyutlu dünyamızın huzura kavuşması için bu şart.

İçinde bulunduğumuz hafta Hz. Mevlana'nın Şebbi Arus yani "düğün gecesi" olarak ifade ettiği ahirete irtihalinin kutlandığı, aynı zamanda da Peygamber Efendimiz'in (sav) doğum günü haftası.

İki kanatlı, iki nurlu bir haftanın içindeyiz. Yaşamı, ölümü bir hikmete malik olarak görenlerin algı boyutunu zirveye taşıyabilecekleri iki önemli hadise. Biri doğum, diğeri ölüm. Ölürken de doğarken de ulvi yaratıcının yaratış ve öldürüşündeki hikmetin farkında olarak sürece dahil olabilmek.

"Andolsun ki (ey insanlar) Allah'ın Peygamberinde, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar için en güzel bir örnek vardır." (Ahzab,21)

Peygamber Efendimizi (sav) sevmek ve onun yaşamını, dünya görüşünü, getirdiği kuralları topyekün itarazsız, gönül rahatlığı ile kabul etmek sadece imanın bir parçası değil, özüdür. Onsuz bir iman, onsuz bir müslümanlık, onsuz bir İslam kabul edilemez. Çünkü Peygambere itaat Allah'a (cc) itaat etmek anlamına gelir. Bunun tersini yapanların yerinin cehennem olduğu apaçık bir şekilde bildirilir. Rahmet itaate, azap isyana göredir.

"Kim Peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa:80)

"Kim Allah'a ve Peygamberine isyan eder, itaatsizlik gösterirse şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır." (Cin:23)

İnsan sevdiği şeyin, önem verdiği değerin kutlamasını yapar. Bütün kainat, bütün varlıklar, melekler dahil onun doğumu ile neşelenirken biz onun ümmetinden olduğumuzu söyleyenler neden aynı aşkı, şevki duymayalım, bize getirdiği en doğru ve en son din için sevgi gösterisinde bulunmayalım?

"Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz." (Müslim, İman: 69)

Dolayısı ile inanmış hiçbir müslüman Allah ve Rasulü'nün getirdiklerine aykırı hareket edemez, çünkü bu imanın gereğidir ve onu bütün varlıklardan daha çok sevmeden de iman etmiş olamaz. Sevginin gereği de sevgiliyi mutlu edecek işler yapmaktır.

"Peygamber size ne verirse onu alın, size neyi yasaklarsa, ondan da uzak durunuz." (Haşr,7)

"Allah ve peygamberi bir işe hükmettiğinde, hiçbir inanmış erkek ve kadının, kendi işleri için muhayyerlik hakkı yoktur. (yani o hükme uyma mecburiyetleri vardır, tersini yapamaz) ve kim Allah'a ve peygamberine itaatsizlik ederse, apaçık bir şekilde (Hak yoldan) sapmış olur." (Ahzab, 36)

Ayrıca önemli bir nokta da Hz. Peygamberi (sav) hayattan koparmaya çalışan, bizi onun sünnetlerinden ve onun yaşam modeli olma özelliğinden ayırmaya çalışanlarla da mücadele edilmelidir. Yani fikir özgürlüğüdür diye bizi kandırmaya çalışanlara aldırmadan gereken yapılmalı, dinin özü olan Peygamber Efendimizin (sav) müdafası yapılmaldır, bu müslüman olmanın bir ön şartıdır.

İnsan kendi anasına babasına saygısızlık yapılmasına tahammül edemezken dinin özü olan Peygamber Efendimize (sav) laf atılmasına, saygısızlık yapılmasına asla ve asla razı olamaz, sessiz kalamaz.

"Allah'a ve ahiret gününe inanmayan; Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayanlarla mücadele edin." (Tevbe, 29).

Bütün bu değerlerden dolayı Hz. Mevlana kendini Hz. Peygamberin hizmetçisi, ayağının tozu olarak görmekte ve onun yaşam felsefesini insanların anlayabileceği sadelikte anlatmak için bir ömür mücadele etmiştir. Bir bakıma Kur'an'ın şiirsel tefsiri olan 6 ciltlik Mesnevi kitabını yazmıştır.

"Ben yaşadıkça Kuran'ın bendesiyim,

Hz. Muhammed'in ayağının tozuyum.

Biri benden bundan başkasını naklederse

Ondan da bîzarım, o sözden de bîzarım"

Öyle ise haydi hep birlikte onu sevmeye, hayatımızın gözdesi haline getirmek için mücadele etmeye, onun yoluna bende olmaya baş koyalım.

Ölümü düğün gecesi görebilenlerin algı boyutu elbette ölümü hatırlamak istemeyenlerden çok farklıdır. Bu vesileyle Şebbi Arus ile Mevlüd Kandilimiz mübarek olsun.