Hz. Peygamber'in Şemaili
Hz. Peygamber'in fazlasıyla uzun ve pek de kısa boylu olmaması onun şerefli sıfatlarındandır. Hz. Peygamber, tek başına yürüdüğü zaman orta boyluluğa nisbet edilirdi. Bununla beraber, bir kimse uzun boylu sayıldığı halde, Hz. Peygamber ile yürüdüğünde mutlaka Hz. Peygamber ondan uzun görünürdü. Bazen iki uzun boylu kişi, kollarına girerdi ve Hz. Peygamber kendilerinden daha uzun görünürdü. Onlar Hz. Peygamber'den ayrıldıkları zaman, kendilerine 'uzun boylu' denirdi ve Hz. Peygamber de 'orta boylu' diye vasfedilirdi. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Hayrın tamamı orta boyluluktadır. (227)
227)Ebu Nuaym
Hz. Peygamber'in Rengi
Mübarek rengi beyazdı. Tam esmer değildi ve beyazlığı da pek fazla değildi. Rengine ne sarılık, ne kırmızılık ve ne de herhangi bir renk katılmıştı. Çünkü hadîste geçen 'el-Ezher' kelimesi bu manayı ifade eder.
Amcası Ebu Talib, kendisini vasıflandırırken şöyle dedi: 'Beyazdır. Onun yüzüyle yağmur istenir. Yetimlerin sığınağı ve dul kadınların kalesidir'. Bazıları da Hz. Peygamber'i şöyle vasıflandırıyordu: 'Beyazlığına hafifçe kırmızılık karışmıştır'. Dediler ki: 'Ancak Hz. Peygamber'in, güneş ve rüzgar gören yüzü ve boynu gibi azalarının beyazlığına hafif kırmızılık karışmıştı. Kırmızının karışmadığı duru ve saf bulunan kısımlar ise, elbise altında, güneş ve rüzgar görmeyen yerlerdi'.(228)
Hz. Peygamber'in mübarek yüzündeki ter, inci gibiydi. En güzel kokan miskten daha güzel kokuluydu.
228)Beyhakî
Hz. Peygamber'in Saçı
Mübarek saçı güzel ve taranmıştı. Ne kıvırcıktı ve ne de tamamen düzdü. Hz. Peygamber (s.a), saçını taradığı zaman kum taneleri gibi tarağın önünden akardı. Denildi ki: 'Hz. Peygamber'in saçları omuzlarına kadar inerdi'. Rivayetlerin çoğunda 'Kulaklarının memesine kadar' indiği varid olmuştur. Hz. Peygamber bazen saçını dört örgü yapar, her kulağını iki örgü arasına alırdı. Bazen saçını kulaklarının üzerine kıvırır, uçları saçların arasında pırıl pırıl parlayarak görünürdü.
Mübarek başında ve sakalında onyedi beyaz kıl vardı. Ondan fazlası yoktu.(229) Hz. Peygamber (s.a), yüz bakımından insan güzeli ve insanların en nûrlusuydu. Onu her vasfeden mutlaka kendisini 'ayın ondördüne' benzetmiştir. Derisinin pürüzsüzlüğünden ötürü kızması da sevinmesi de yüzünden anlaşılırdı. Ashabı kiram derlerdi ki: 'Hz. Peygamber, arkadaşı Ebubekir'in vasfettiği gibidir'. Nitekim Ebubekir kendisini şöyle vasıflandırmıştır: 'Emindir, seçilmiştir. Hayra davet eder. Tıpkı kendisinde karanlığın kalmadığı ondördündeki ay gibi parlar'.
Hz. Peygamber'in alnı oldukça geniş, kaşları kavisliydi ve tamdı. Kaşlarının arasında açıklık vardı. Sanki iki kaşın arası saf gümüş gibiydi. Efendimizin iki gözü oldukça büyüktü. Göz bebeği simsiyahtı. İki gözünde de kırmızılık vardı. Kirpikleri oldukça uzun ve çokluğundan dolayı nerdeyse karışır bir vaziyette idiler. Mübarek burnu dümdüzdü. Dişleri hafif aralıklıydı. Gülerek ağzını açtığı zaman şimşeğin parladığı zamanda olduğu gibi olurdu. Dudakları bakımından Allah'ın en güzel kuluydu. Ağız yönünden insanların en latifi idi. Yanakları, elmacık kemikleri yüksek olmaksızın çekikti. Yüzü ne uzun ve ne de yuvarlıktı. İkisinin arasındaydı. Mübarek sakalı gürdü. Mübarek sakalını uzatırdı. Bıyıklarından (uzayınca) alırdı. Boynu bakımından insanların en güzeliydi. Boynu ne fazla uzun ne de fazla kısa idi. Güneş ve rüzgar gören boyun kısmı, sanki gümüşten yapılmış ve altın ile süslenmiş bir ibrik gibiydi. Gümüşün beyazlığında ve altının kırmızılığında pırıl pırıl parlıyordu.
Hz. Peygamber'in göğsü oldukça genişti. Bir kısmının eti diğer kısmının etini geçmezdi. Düzlükte ayna, beyazlıkta ayın ondördü gibiydi. Göğsün üst kısmı ile göbeği, tüylerle bitişikti. Bunlardan başka ne göğsünde, ne de karnında herhangi bir tüy yoktu. Göbeğinde üç kat vardı. Bağladığı izar onların birini örter, diğer ikisi dışarda kalırdı. Omuzlarının arası geniş ve tüylüydü. Omuz, dirsek, kalça ve mafsal kemiklerinin başı oldukça büyüktü. Mübarek sırtı genişti. İki omuzunun arasında nübüvvet mührü vardı. Bu mühür sağ omuza daha yakındı. O mührün içerisinde siyah bir ben vardı. Sarıya çalardı. Etrafında birbirini takip eden tüyler vardı. Sanki atın alnı gibiydi.(230)
Hz. Peygamber'in pazuları ve kolları kalındı. Bilekleri uzun ve büyüktü. El ayaları oldukça genişti. Elinin etrafı, yanı, parmakları uzundu. Sanki parmakları gümüş çubuklardan yapılmıştı. Mübarek ayası ipekten daha yumuşaktı. Güzel kokuyu ister sürsün, ister sürmesin sanki ayası, güzel koku satan bir aktarın ayası idi. Hz. Peygamber'le el sıkışan bir kimsenin elinden bütün gün mestedici bir koku gelirdi. Hz. Peygamber herhangi bir çocuğun başına elini koyduğu zaman, çocuklar arasında Hz. Peygamber'in başını meshettiği çocuk olduğu bilinirdi.
İzar altında kalan baldırları ve dizden aşağı kısımları kalındı. Gürbüzlük bakımından yaradılışı normaldi. Son zamanlarında vücudu ağırlaştı. Bununla beraber eti sıkıydı. Etine dolgun olmak ona zarar vermezdi. Neredeyse ilk yaradılışında olduğu gibiydi. Yürüyüşüne gelince, sanki taştan koparılmıştı ve sanki yukardan akan bir seldi. Yürüyüşün ahengine uygun adımlar atar, kuvvetli ve ciddi, kibirsiz ve gurursuz yürürdü. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:'Adem'e herkesten daha fazla benzemekteyim. Yaradılış ve ahlak bakımından bana en fazla benzeyen atam İbrahim(a.s) idi.'(231)
'Rabbimin nezdinde benim on ismim vardır. Ben Muhammed'im. Ben Ahmed'im. Ben o Mahi'yim ki, Allah benimle küfrü mahveder. Ben Akib'im ki benden sonra herhangi bir kimse (peygamber) yoktur. Ben o Haşir'im ki, Allah Teala, benim peygamberliğimin akabinde insanları haşreder, Ben rahmet peygamberiyim. Ben tevbe peygamberiyim. Ben savaş peygamberiyim, Ben bütün peygamberlerin sonunda gelen bir peygamberî zîşanım. Ben maddî ve manevî mükemmelliğin bir araya geldiği peygamberî zîşanım.'(232)
Ebu Buhterî der ki: Hadîsteki 'kusem' kelimesi, mükemmel ve bütün iyilikleri kendinde toplayan kişi demektir. En doğrusunu Allah bilir.
229)Beyhakî
230)İbn Ebî Heyseme
231)Beyhakî
232)İbn Adîy