I. Dünya Savaşı devam ediyor!

Üçüncü Dünya Savaşı’nın konuşulduğu şu günlerde, bu iddia nereden çıktı diyeceksiniz. Haklısınız; çünkü bize Birinci Dünya Savaşını, Avrupa devletlerinin birbiriyle mücadelesi şeklinde anlattılar. Asıl maksadın; Osmanlı Devletini parçalamak, İslam ümmetini bölmek ve hilafeti kaldırarak Müslümanların bir araya gelmelerini önlemek olduğunu gizlediler.

Bu sinsi emellere İngiltere, Fransa ve Rusya gibi düşmanlarımız sahip olduğu gibi, müttefikimiz olan Almanya, Avusturya-Macaristan da onlardan farklı değildi. Yani ister düşman, isterse dost gibi görünsünler Batı’nın planı Osmanlı’yı yok edip, kalan mirastan en büyük payı almaktı.

Bugün ateş çemberine dönen Ortadoğu, bir asır önce sömürgecilerin işgal ettiği ve daha sonra üzerinde uydurma devletçiklerin kurularak kendilerine bağlı koloniler meydana getirdikleri coğrafyadır. İngiltere bu sömürü düzenini ABD’ye devretti ama arka planda üst akıl olarak İslam düşmanlığı ideolojisini devam ettirdi.

1815’de toplanan Viyana Kongresi’nde, Rus delegeler ortaya yeni bir fikir atmışlardı. İlk defa kullanılan “Şark Meselesi” (The Eastern Question) tabiriyle, Osmanlı idaresinde yaşayan Hıristiyan ahalinin ve diğer azınlıkların haklarının korunması hedeflenmiş, ama sonraki yıllarda bu terimle Osmanlı’nın bütün topraklarının bölüşülmesi kastedilmeye başlanmıştı.

Bunun farkında olan Osmanlı Devleti; Vak’ayı Hayriye denilen Sultan II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmasını (1826), devlet yönetimine ait reform ve kanuni düzenlemeler yapan Tanzimat Fermanını (1839), ülkede yaşayan azınlıklara yeni haklar tanıyan Islahat Fermanını (1856) ve Meclisi Meb’usan’ın açılarak Kanun-u Esasi’nin (Anayasa) ilan edilmesini (1876), birer kurtuluş çabası olarak düşünmüştü. Fakat bu siyasi ve idari reformlar, çöküşü önlemede bir çare olmamıştı.

Böyle bir ortamda Avrupa’da başlayan Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti’nin bigane kalması mümkün değildi. Çünkü her İki cephenin hedefi İslam coğrafyasıydı. Sonunda bir emri vakiyle Almanya yanında yer aldı. Fakat Almanya’nın dostluğu, İngiltere ve Fransa ile menfaat çatışmasına dayanıyordu.

I. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916'da Kut'ül Amare’de İngiliz kuvvetlerinin 6. Ordu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra; 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşma yapıldı. Sonra Rusya’ya da pastadan bir pay verildi.

Buna göre;

Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı;

Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları;

İngiltere’ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat, Basra ve Güney Mezopotamya verilecek, İskenderun serbest liman olacak, Filistin'de, uluslararası yönetim kurulacaktı.

İngiliz siyasetçi Mark Sykes ve Fransız diplomat Georges Picot arasında yapılan bu gizli anlaşma, Rusya’nın 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra savaştan çekilmesiyle ifşa oldu. 24 Kasım 1917’de İzvestiya Gazetesinde yayınlanan Sykes-Picot Anlaşmasını bütün dünya öğrendi.

Bu arada İngiltere 2 Kasım 1917’de Balfour Bildirisi ile Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını desteklemeye karar verdi.

Bugünlerde Sykes- Picot Anlaşmasından 110 yıl sonra, ABD tarafından Ortadoğu’da yeni bir paylaşım planı uygulamaya kondu. Özellikle İran’ı da sömürü sahası içine alacak şekilde buradaki sınırların yeniden çizilmesi gündeme geldi. Bir asır önce İslam dünyasını parçalayarak İngiltere ve Fransa’nın sömürgesi haline getirme planı, daha genişleyerek ABD’nin küresel hegemonyasına dönüştü.

Birinci Dünya Savaşı devam ediyor, fakat tek farkla: Hasta adam Osmanlı yerine karşılarında güçlü bir Türkiye var! Bu yüzden Siyonist ve Evangelist ittifakı artık istediği gibi hareket edemiyor. Türkiye’nin Savunma Sanayiinde başardığı gelişmeler ve İslam ülkeleriyle sıkı diplomatik ilişkileri bu saldırganlara set çekecek ve İttihad-ı İslam’ı netice verecektir, İnşaallah.

Hayırlı bayramlar.