Mübarek Ramazan ayını, Siyonist Evangelist ittifakının saldırıları ve insanlık dışı katliamıyla geçirdik. 170 masum yavru, şu mübarek günde evinden, ailesinden, ana kucağından koparılıp şehit edildi. Onlar kazandıkları büyük makam ile, ana babasına ahirette şefaatçi olacak sonsuz bir mükafat elde ettiler. Fakat Müslümanlar zalime dur diyemediği için vebal altına girdiler.
Aslında her bela ve musibet insanlar için bir imtihandır. Olaylara hikmet ve imtihan penceresinden bakmalıyız. Öncelikle kendi hatalarımızı görüp nefis muhasebesi yapmalıyız. Gizli şirkten, kibirden, riyadan uzak durmalıyız. Orucun en önemli hikmeti nefis terbiyesidir. Açlık vasıtasıyla ruhun bedene hakim olması, akıl ve kalbin nefsi dizginlemesidir.
Allah’ın her emrinde, yarattığı her şeyde binlerce hikmet gizlidir. Dünya, Hakim isminin tecellisi ile bir imtihan meydanı olarak açılmıştır. Sadece sebeplere bakıp, perde arkasındaki binlerce hikmeti görmezden gelenler imtihanı kazanamazlar.
Öyleyse, rahmetin coştuğu, mağfiret kapılarının açıldığı, şeytanların bağlandığı bu mübarek ayda; niçin bu zalimler Müslümanlara bomba yağdırıyor?
Bu sorunun cavabını vermek için sebepleri sıralamaya kalkarsak, sayfalar yetmez. Kafamızı yormaktan başka bir işe de yaramaz. Halbuki hayır ve şerri takdir eden Cenabı Hak’tır. O her işini hikmetle yapar. Kainatta abesiyete rastlanmaz. Fakat bu hikmetleri herkes her zaman kavrayamaz.
Fırtınalar eser, dallar kırılır, felaketler, belalar üstüste gelir. Fakat bir zaman sonra her taraf güllük gülistanlık olur. Rahmet bulutları dünyaya yeniden hayat verir. Olayların arkasındaki hikmet tecellileri anlaşılır. Sabreden, şükreden, isyan etmeyen imtihanı kazanır. Benlik, gurur, kibir sahipleri imtihanı kaybeder.
İtaat ile isyan, sabır ile acele, tevazu ile kibir arasındaki ince köprü imtihanın en zor kısmıdır. İblis, Allah katındaki makamını kibir yüzünden kaybetti. Huzurdan tard edildi ve şaytanlaştı. Fakat bu defa kendisi de imtihanın bir parçası oldu. Belli bir zamana kadar insanları aldatmasına ilahi izin verilen şeytan, türlü desiselerle kendine ortaklar aramaya başladı. En kolay aldatma metodu ise, kibir ve gurur oltasıydı. Çünkü ucunda çok tatlı bir yem vardı.
Kur’an-ı Kerim’de konu edilen zalimleri hatırlayalım. Hepsinin ortak yanı kibir abidesi olmalarıydı. Kimi Firavun gibi ilahlık tasladı. Kimi Karun gibi zenginliğinin kurbanı oldu. Kimi Nemrut gibi kuvvetine güvendi. Fakat hepsi kibirliydi, mütekebbirdi, zalimdi. Bu yüzden daha cehenneme gitmeden cezalarını bu dünyadayken buldular. Firavun boğuldu, Karun yerin dibine battı, Nemrut bir sineğin kurbanı oldu.
Sekiz asır önce de bir zalim çıkmıştı. Kibirli ve güçlüydü. Yenilmez orduları, çekirge sürüsü gibi askerleri, taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymamıştı. Mamur beldeler harap olmuş, kitaplar yakılmış, milyonlarca insan öldürülmüştü. Ona yenilmez kağan Cengiz Han diyorlardı. Ama Azraile karşı kibirlenemedi. Torunu Hülagu zulümde dedesiyle yarıştı. Bağdat’ı yaktı, Abbasi Hilafetini yıktı, Anadolu’yu istila etti.
Fakat ilahi hikmet henüz tecelli etmemişti. Allah, bu zalimin soyundan Müslüman olan hükümdarlar çıkardı. Müslümanları katledenlerin torunlarına hidayet nasip edip İslamiyete hizmet ettirdi. Bu O’nun binler hikmetlerinden sadece biriydi.
Şimdi de mütekebbir, mağrur bir zalim çıkmış. En büyük benim, ordumu kimse yenemez, istediğimi yaparım, diyor. Aklını yitirmiş, Siyonistlerin emrinde dünyayı büyük bir felaketin eşiğine sürüklüyor. Vah zavallı Trump! Bu dünya senden çok daha kibirli zalimleri zelil etti. İblis seni kibirle şeytanlaştırdığı için kahkahalar atıyor.
“Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman, 18)
“Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.” (Saffat, 173)
“Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.” (Rum, 7)