İktidarı eleştirmekten başka çare yok!

Zira…

Muhalefette iş yok.

Başımızda bir CHP vardı, bir de Yeni CHP çıktı.

İyi Parti dersen; ne deve, ne kuş, ne de deve kuşu!

İstemezükçü!

Oy oranları daha az olan Yeniden Refah, Saadet, Anahtar…

Yeniden Refah bir ara “hayra motor şerre fren” yolunda iyi bir noktaya gelmişti.

İktidarın doğrularına destek veriyor, ‘Süresiz Nafaka, 6284” gibi konular başta olmak üzere bazı alanlarda eleştiriyor, doğrusunu gösteriyordu.

Şimdi…

Onda da “iktidar her ne yapıyorsa, doğru- yanlış hayır deme” hali baş gösterdi.

Saadet Partisi’nin Sayın Genel Başkanı da “Bu kadar çok camiye ihtiyaç var mı?” demez mi, tıpkı bizim uğraştığımız zihniyetin temsilcilerinin dediği gibi…

Onlar “Okul mu cami mi?” derler ve okulla camiyi karşı karşıya getirirlerdi.

Şimdi…

Saadet’ten “fabrika ile camiyi” karşı karşıya getirir söylemler işitiyoruz.

NATO Zirvesi’nde “mehter” üzerinden yedi düvele anlamlı mesajın verilmesi bile takdir edilmiyor.

Hiç olmazsa İletişim Başkanlığı’nın NATO Zirvesi’ndeki üstün performansının hakkını ver.

Eleştir, tepki göster ama doğruların hakkını da teslim et.

Anahtar Parti’ye gelince…

O da kurulur kurulmaz anketlerde görünmek suretiyle iyi iş yaptı ama Sayın Yavuz Ağıralioğlu “İyi bir hatip” olmanın çok ötesine geçmeli.

Bilemiyorum, bu muhalefet tablosu, ya da Türkiye, yakın zamanda “gönlümüzdeki” partiyi çıkartabilir mi ya da mevcutlardan biri toparlanabilir mi?

Ben şimdilik bu ışığı görmüyorum.

Onun için de, Sayın Erdoğan’ın başında bulunduğu iktidarın doğrularını desteklemeyi ve yanlış gördüğüm noktalarda da “Allah rızası için” eleştirmeyi görev biliyorum.

Bu tavrıma devam ediyorum.

İktidarın yalakaları var, düşmanları var.

Ben her ikisinin dışında…

Kendimce bir yol tutturmuş gidiyorum.

İnsan nankörlük ettiği nimetleri arar hale gelir.

Yanlışı gördüğünde ikaz etmeyen, eleştirmeyen yanlışların ve sonuçlarının ortağı olur.

İktidar, pek çok alanda büyük atılımlara imza attı.

Bizler 28 Şubat sürecini bütün ağırlığı ile yaşamış gazetecileriz.

O günlerde olan bitenleri, memleketin içeride ve dışarıda ne zorluklar yaşadığını…

Dışarıya giden başbakanlarımızın bile tahkir edildiğini, küçümsendiğini bilen insanlarız.

Onun için “Dün dünde kaldı cancaazım!” diyemeyiz.

Türkiye gibi ülkelerde her an “geriye gidiş” olabilir!

Bu şuurla hareket etmeliyiz.

İktidar hayli zaman bocaladıktan sonra bazı olumlu adımlar atmaya başladı.

Mesela, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve Adalet Bakanı Akın Gürlek çok dikkat çekiyor ve millet-devlet kaynaşmasına hizmet eden önemli adımlar atıyor.

İletişim Başkanlığı güzel işler yapıyor, soru işaretsiz işler yapıyor!

Doğrulara her zaman doğru deriz.

Bununla birlikte iktidarın “MANEVİ VATAN”ın zeminin kaymasına seyirci kalmasından, hatta daha da kaydıracak adımlar atmasından dolayı endişeliyiz.

Bunu da çekinmeden dile getirmekteyiz.

Twitter (x) adresimizin sabitlenmiş mesajındaki “ÇÖKÜŞ” maddelerine bakanlar, resmin tamamını görebilirler.

Biz bir şeyleri anlatmaya çalışıyoruz.

Bizim gibilerden çok az kaldı.

Çoğu rahmetli oldu, kalanların bir bölümü de yamuldu, düzene uydu.

“Dünya iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan!” moduna girdi.

Biz bu hesaplar dışında…

Maddi beklentisiz…

Yaşını başına almış…

Demlenmiş…

Bir garip Gazeteci.

Bu yolda devam edeceğiz İnşaAllah.