İlker Başbuğ'un ılımlı Kemalizm'ini niye alkışlayalım ki?

0

Geçen haftaya damga vuran iki açıklama vardı.

İlki Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'a aitti. Diğeri ise TÜRGEV'in 20. Kuruluş Yıldönümü ve Olağan Genel Kurulu'na katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a aitti.

İki açıklama tek bir ortak noktada kesişiyordu: Eğitim

Eğitim, sanılanın aksine çok az pedagojik çok fazla siyasal-politik angajmana sahip bir alan. Adeta bir turnusol kağıdı. Eğitim anlayışı, bir yönüyle topluma, insana bakışla ilgili kabulleri ele veriyor. Yaklaşımları açığa çıkarıyor. Siyasal tahayyülün niteliğine dair manzarayı ortaya seriyor.

Maksadı, mahiyeti ve istikameti birbirinden farklı bu açıklamaları tek bir yazıda çözümlemek güç. Bu sebeple kronolojik olarak ilkinden başlamak suretiyle bir sıraya koyabiliriz. Bu hafta İlker Başbuğ'un açıklamaları ve açıklamaların kamuoyundaki dikkat çekici yansımaları üzerinde duralım. Haftaya ise Sayın Cumhurbaşkanının bence atlanmaması gereken ve mevcuda ilişkin önemli tespitler içeren konuşmasını ele alalım.

İlk açıklamanın sahibi Genelkurmay eski Başkanlarından İlker Başbuğ idi. Başbuğ, Almanya'da katılmış olduğu bir toplantıda Tevhid-i Tedrisat, din eğitimi, İlahiyat Fakülteleri ve İmam Hatipler üzerinden Cumhuriyet'in kuruluş ideolojisinin kurgusal mantığına toz kondurmaksızın kendince uygulamada yaşanmış aksaklıklara işaret etmiş. Devletin dışındaki her türlü sivil girişimi ise 'sakıncalı' addederek itham etmiş. Devletin onayından geçmeyen bilgiyi mahkûm etmiş.

Mesela konuşmasında şöyle diyor Başbuğ:

"Kaba çizgileriyle söylersek 30 ile 50 arasında Türkiye'de din adamı yetiştiren okul yok. Ne oluyor o zaman, işte bu adamlar çıkıyor. Cemaatler, bilmem neler, onların yetiştirdiği adamlar çıkıyor. Aydın din adamı diyorsunuz. Yok. Sıkıntı var. Bırakıyorsunuz o alanı. Alanı niye bırakıyorsunuz?"

İlker Başbuğ'un açıklamaları Kemalizm-içi bir muhasebe olarak okunabilir. Hatta Başbuğ'un konuşmasında toplumun Müslüman kimliğine yaptığı vurgudan hareketle ılımlı Kemalizm'in bir örneğini sunduğu da söylenebilir. Ama o kadar! Nitelik itibariyle devlet-toplum ilişkisine bakış ve toplumun gereksinimlerini tespit etmek ve gidermek noktasında meşru tek merciin devlet olduğu düşüncesinin hiçbir orijinalliği yok! Bilakis zaten öteden beri bildiğimiz düzenek bu.

İşin hazin yanı İslami kesimin bu açıklamaları İmam Hatiplere destek şeklinde yorumlayıp sahiplenmesiydi. Oysaki Müslümanlar olarak öteden beri mevcut sisteme en temelde yaptığımız eleştiri onun tekçi karakterine yönelikti. Bir toplum olamayışımızın özünde yatan ve parçalanmışlık görüntüsünü ortaya çıkaran tam da sistemin bu tekçi karakteriydi.

Geldiğimiz aşamada bu tekçi niteliği aşan bir arayış, bir çaba geliştirmek yerine dün mustarip olduğumuz yapıyı yeniden ürettiren dalgaya gönül vermemiz çelişkili bir ahval yaratıyor. Alana ilişkin yıllarca dile gelen eleştiri ve iddialardan vazgeçip şikayet edilen yapıya can suyu vermek kendini inkar anlamına geliyor. Bugün 'tekçilik-tek tipçilik' vurgusunu Kemalizm'le özdeşleştirerek aynı mantığı ve formatı sorunsuz bir şekilde sahiplenme heyecanı yabancılaştırıcı bir duruma işaret ediyor. Denenmiş, uygulanmış ve neye karşılık geldiği görülmüş bir düzeneği kullanıcısının değişmesi üzerinden mucizevi bir işlev göreceği algısı en iyimser ifadeyle bir yanılsamadır.

Nitelik marjı tarihsel tecrübe ile sabit olan bir formu yeniden ele almak, çeşitlendirmek, sivilleştirmek, sosyolojik gerçeklik ve günümüzün sosyal-siyasal-ekonomik ve teknolojik yönelimi dikkate alan bütünlüklü bir okumayla dönüştürmek yerine mevcut tekçi-tek tipçi formu palyatif tedbirlerle yaşatmak arkaik bir siyasete yol vermek anlamını taşıyor.

Bu açıdan Genelkurmay eski Başkanının son açıklamasının gördüğü kabul izaha muhtaçtır. Eğitime ilişkin yıllarca dille getirilen eleştiri ve iddiaların ardından hiçbir şey olmamış, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi eleştirilen ve değiştirilmesi talep edilen bir yapının koruma altına alınması seviye kaybıdır, eleştiri ve iddialarının gerisine düşmedir. Bu sevimsiz gerçekliği görmek ve sahip olduğumuz enerji ve kaynağın çarçur edilmesine rıza göstermemek zaruridir.

Siyaseten en zayıf olunan zamanlarda bile bu tür düşünceleri alkışlamamışken şimdi avuçlarını patlatırcasına alkış tutmak trajik değil mi?

Bizi bulunduğumuz yere getiren tüm iddia ve talepleri inkar edercesine "kuruluş ideolojisi" olarak kodlanan düşüncenin kendince yumuşatılmış bir biçimine razı olmak, içinde bulunulan açmazın açığa çıkmasından başka nedir ki?

Twitter:@_aydinali

aliaydin505@gmail