Düğün programından sonra eller semaya açıldı ve Hocaefendi dua yapmaya başladı. Uzunca bir Arapça duaya amin diyen misafirler, ellerini havada zorunlu olarak tutmanın verdiği ağırlığı adeta taşıyamaz duruma gelmişti. Ama dua bitmemişti. Dinleyiciler zorunlu olarak amin dedikçe sanki hocamız coşuyor duasına yeni dualar ekliyordu.
Düğün sahibi duanın bitmesi, dinleyiciler uzayan sözlerden kurtulmak için dua ederken hocamız Ümmeti Muhammed'in kurtuluşu için dua ediyordu.
Duanın Türkçe bölümüne geçmesi biraz umutlandırmıştı misafirleri. Hatta hayırlı olsun temennilerine gelince herkes derin bir nefes aldı. Ama boşuna. Hocaefendi yeniden atağa geçti, az önce Arapça yaptığı duanın benzerini, Türkçe anlamlarını tekrar, yüksek ses tonuyla haykırdı.
Mırıldanmalar, sağa sola bakmalar, kıvranmalar devam ediyordu Hocaefendinin duası gibi. Netice 17-18 dakikalık bir dua faslı sona erdi, Hocaefendi büyük bir memnuniyet, görevini yapmanın huzuru içerisinde ellerini yüzüne götürdü, çoğu yalancı tebrikleri huşu içinde kabul buyurdu.
…
Buna benzer sahneler her gün tekrarlanmaktadır.
Elbette düğünde, cenazede, toplantılarda dua olmazsa olmaz bir ibadettir.
Ancak bu ibadetlerin gerçekleştirilmesinde, İslami ve insani hassasiyetler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Peygamber Efendimiz (as) namaz kıldırırken ağlayan bir çocuk sesi duyduğunda, cemaatte yaşlı insanlar olduğunda kısa tutar hemen bitirirdi. Ortamı en güzel bir biçimde değerlendirirdi. Aklı çocuğunda olan bir anne/babanın, ayakta durmakta, oturmakta zorlanan bir yaşlının kendini ibadete tam anlamıyla veremeyeceğini biliyor ve ona göre davranıyordu. Ashabına ve bizlere de böyle yapılmasını emrediyordu.
…
Geçen hafta Ali Şen'in torununun ölümü vesilesiyle defin esnasında yapılan dua ve o duaya verilen tepki çok önemliydi. Öncelikle ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Ali Şen cephesi açısından baktığımızda derin bir acı yaşayan biri için dua; acıyı hafifletme veya ortamdan bir an evvel ayrılarak rahatlama, söylenecek sözlere tahammül edememe gibi iki tür etki doğurabilirdi. Yani Ali Şen, "dua devam etsin, gönlümüze ferahlık gelsin" diye de düşünebilirdi ama tersi oldu. Ben Ali Şen'in, duanın bir an evvel bitirilmesini istemesini de anlarım. Bu noktada vereceği makul bir tepkiyi çok çok normal da görürüm. Ama o kadar cemaatin içinde Hocaefendiye bağırarak, futbolcusunu veya bir çocuğu azarlarcasına sert tepki vermeye asla hakkı yoktur, haddi de değildir. Hadi bağırdı diyelim… Okunan duaya "masal" deme hakkı var mı? Şayet dua, namaz ve benzeri ibadetleri geçmişin masal ve uydurmaları olarak görüyorsa cenazeyi niçin getirdi?
Sorular çok ama biraz da hocaya dönmemiz gerekiyor.
Defin esnasında yapılan duaların kısa, az ve öz, konuyla alakalı, merhum için af temennileri, geride kalanlara sabır ve ibret arzusu içermesi gerekir. Duayı uzatmak, ilgisiz şahısları anmak, avurtlarını şişirerek dua yapmak, İslam'ın, sünnetin ruhuna ve uygulamalarına tamamen terstir. Hocaefendi böyle yapmakla bir tepkiyi hak etmiştir. Ama o şekilde değil. O şahıs tarafından değil.
…
Özetle ifade edecek olursak, Ali Şen tavrı Müslümanları yaralamıştır. Doğru yapmamıştır, kamuoyu önünde bu tavrından dolayı özür dilemelidir.
Hocaefendi(ler) de bir daha böyle ilgisiz ve uzun bir içerikle dua yapmamalı, merhum delikanlının ailesinden (Ali Şen'den değil) özür dilemelidir.
Diyanet ise hocalarımıza bir yazı göndererek, bu konuda sünnet olan uygulamayı hatırlatmalı ve emretmeli, buna uymayanları da cezalandırmalıdır.
…
Ne diyelim, Rabbim merhumun da, Ali Şen'in de, İmam Efendinin de hepimizin de taksiratlarını affeylesin.