İman, Allah karşısında duyulan çaresizlik ve korku sonucu, onun karşısında diz çöküp, teslim bayrağını çekmek değil, bilakis onun güven kaynağı olduğunu keşfederek korkulardan kurtulmaktır. Bir başka ifadeyle iman; ben üstü ve ben ötesi bilinmezliklerin gizemlerinden korkanlara “Hiçbir şeyden korkmayın, her şeyin yaratıcısı olan Allah’a güvenin“ mesajıdır. (Prof. Dr. Hasan Elik)
İman şüphe götürmez eminliktir. Allah el-Emin’dir, yani O (cc) kendisine güvenmede hiçbir şüphe kaldırmayan Zat-ı Kibriya’dır. Mü’min kusursuz, şüphe barındırmayacak şekilde iman ettiği Allah’a aynı zamanda eksiksiz ve kusursuz olarak güvenir de. Bu güveni hayatına, ibadetlerine nakşeder ve hiçbir şey mü’minin Allah’a olan güvenini eksiltemez.
Keza,
Mü’min, iman ederek güven yüklenir. Mü’min, emin olan ve emin olunması gereken kişinin sıfatıdır; hem güvenen hem de güvenilen. İbadet de kişinin mü’min olduğunun alametidir. Hz. Muhammed bu hususta, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, komşusunu kendi kötülüklerinden emin kılsın” buyurmuştur.
Mesela namaz, iman etmenin gereği olduğu gibi ‘emin’ kişiliğin de göstergesi bir ibadettir. Bakara Suresi 45. ayet-i celilede ifade buyurulduğu gibi bu, Allah’a saygıda kusur edenlere ve O’nun (cc) muhabbetini iliklerine sindirmeyenlere ağır gelir. Anlayacağınız namaz müminin güvenilirliğinin de alametidir. Bu yüzden imanlı insan güven vermekle ve bunun gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.
Salat/namaz (öyle bir ibadettir ki) onu kılanın aynı zamanda iyi bir insan olduğuna işaret eder. Çünkü imanın amele yansımasının en belirgin alametidir namaz. Müşriklerin kendileri için tehdit olarak gördükleri namaz, namaz kılan mü’minin bir gaye, bir amaç, bir tasavvur sahibi olduğunu göstermesinden kaynaklı bu endişeydi. Salat bilincine sahip Müslüman namaz kılmakla “ben nefsime, kötü arzularıma değil, Rabb’ime uyarım” demek ister. Çünkü bir yönüyle namaz, mü’minin abdestten itibaren, kıbleye dönüşte, niyette, başlangıç tekbirinde, kıyamda, secdede ve selam verip namazı bitirinceye kadarki her safha ve rükünde kötü hasletlerden arınma, Allah’a yakınlaşma arzusudur.
Allah Teâla insanı yaratırken muradı ne idiyse o muradına uygun şahsiyet kazanması (tekâmül) için insandan bazı zihinsel, bedensel etkinliklerde (ibadet) bulunmasını istemiştir. Bu etkinliklerin tümü zikirdir, ibadettir, nüsuktur. Yeter ki insan eylem ve söylemine “niyet” etsin, yani gelişigüzel değil, işin şuurunda olup, bilerek, isteyerek “hayrı/iyi”yi niyet etsin. Çünkü insan “niyet” sahibi olunca bu etkinlikleri ibadet sayılır. Kısacası insanın Allah Teâla’nın emrini yerine yetirme amacı taşıyan, O’nun (cc) rızasını amaçlayan sözleri, eylemleri ve tefekkürü ibadettir.
Yüce Yaratıcı’mız, insandaki potansiyelleri ve bu potansiyellerin ne ile nasıl yol alacağını bilendir. İnsanı yaratan, insanın kabiliyetlerini ve bu kabiliyetlerin nasıl işleyeceğini de bilendir. Âlemlerin Rabbi insanı yaratırken ona verdiklerini, vereceklerini ve bunların nasıl kullanması gerektiğini de vazeder. Rabbimiz kullarının yaratılışına, tabiatına iyi olmayı, iyilikler yapmayı da yerleştirmiştir.[1] Yani Allah kullarının iyi insan olmaları ve iyiliklerde bulunmaları için destek olmuştur, olmaya devam edecektir. Din tam olarak bunu yapıyor: Yegâne Yaratıcı’mız olan Allah insanda var eylediği iyilik melekelerini güçlendirmek için vahiy/peygamber/din gönderiyor. Peygamberler vasıtasıyla, peygamberlerin tebliğ ettikleri din ile kuluna iyi insan olması için destek oluyor.[2] Dikili ağacı sulamak ağacın tabiatına en uygun destektir. İbadet de Allah’ın kullarına bu desteğinin en somut göstergesidir. Hiçbir ilahi emir yoktur ki insanı daha “güzel” kılmasın. İnanan insan, Allah’ın (cc) emirlerini bilerek, isteyerek ve memnuniyetle yerine getirirken “güzel kul” olur.
Bu kulluk, insanın Yaratıcısı ile ilişkiye geçmesidir: Mümkün ve sonlu varlık olan biz insanların Mutlak ve Sonsuz Varlık olan Allah ile ilişkiye geçebilmesinin tek bir yolu vardır: ibadet! İbadeti hayatına dönüştüren kulların attığı adım da ibadettir. Ancak; yarattıklarını her yönüyle ve en ince ayrıntısına kadar tanıyan Allah (cc) kullarından ibadet kastıyla yapmalarını istediği kimi etkinliklerin şeklini, sayısını, zaman ve mekânını kulun inisiyatifine, tercihine bırakmamıştır. Çünkü ibadetlerin şekli de ibadettir, hikmet gereğidir. Bu sebeple; bu ibadetlerin hikmeti bilinmelidir. Bilinmelidir ki Allah’ın kulunu yükümlü kıldığı ibadetlerdeki amacı gerçekleşmiş olsun. O’nun (cc) hiçbir hükmü hikmetsiz olamayacağına göre bu nüsukların hikmetini öğrenmemiz lazım. Bu hikmetler bilinince ibadetin insandaki tesiri, yankısı ve yansıması çok daha etkili olur.
[1] Şems: 8.
[2] 33: 43.