Her canlı için umudun baktığı yerdir imkan ve umut gözlerini tamamen kapayana kadar oraya sızan ışık, oradan görülen varoluş alanıdır. Ruhun var olmak için kendine uygun beden arayışına girmesinde olduğu gibi umut da kendine bir imkan arar. Ruh ile beden nasıl birbirinin içine geçmiş, biri diğerini terk etmedikçe nefes alıp vermeye devam ediyorsa imkan ile umut da aynı şekilde iç içe geçerek var oluş sınırı çizerler. Varoluşun ruhu umut, bedeni imkandır bu yüzden. İmkansız umut da umut barındırmayan imkan da tek başına bir anlam ifade etmez bu yüzden.
Ruh ile bedenin sentezi nasıl ömürde sentezleniyor, zaman ile mekanın kesişme noktasında kımıldıyorsa umut ile imkan da kaderde sentezleniyor ve bütün eylem alanlarına mahiyet bahşediyor. Bu manada imkan genişliği, umudu parlatırken imkan darlığı umudun üzerine bulut ekliyor. Haddizatında imkan tek başına oluşun içine, derinine, son nefese kadar yerleştirilmiş olan muharriktir.
İmkan arttıkça umut, umut arttıkça irade kuvvetlenir. İrade kendini gerçekleştirmek için gerçek anlamda bir imkan alanına ihtiyaç duyar. Ruhun varoluşu kendini gerçekleştirmesine bağlıdır. İmkan burada hem kendini gerçekleştirmenin hem de olduğundan daha kuvvetli hale gelmenin vazgeçilmez öğesidir. İmkan daralmasının iradeyi negatif çizgiye çekmesi, imkan genişlemesinin ise pozitif bir sıçrayışa vesile olması iradenin onu görmesine dairdir. İrade ne vakit bir imkan alanı görse hemen umudu çağırır, umut ne vakit iradenin içinde kök salsa irade ışık patlaması yaşar.
Bitkiler, hayvanlar ve beşer için imkan oluş ile iç içe geçmiş, onun bir parçasına dönüşmüş iken insan söz konusu olduğu andan itibaren belli oranda bir eylemi de gerektirir. Böylece imkan insan dışındaki bütün canlıların özüne ayna olarak yerleştirip aynanın dışına çıkma bir yok oluş alanını gerektirirken insan bunun istisnası olarak iradesiyle gittiği yere doğru, aynayı kaydırma gücüne de sahiptir. Ötekilerden farklı olarak "çıkmayan candan umudun kesilmemesi" gerektiği iradeye verilmiş Tanrısal bir hediyedir. Zaten mucizenin durduğu yer tam da burasıdır. Aşağıdan ve beşer gözüyle bakıldığında her şeyin bittiğine hamledildiği halde yukarıdan Tanrısal iradenin gözünden hala bir imkanın mevcudiyeti, meselelere yukarıdan bakmayı alışkanlığa dönüştürmüş deha için de geçerlidir. Böylece toplumların inkıraz dönemlerinde kolektif şuur hayatın her alanına yönelik çürümüşlükten kaynaklı derin umutsuzluk hastalığı ile cebelleşirken deha yukarıdan bakma imtiyazıyla milyonda bir de olsa bir imkan alanının mutlaka olduğu ve kıyamet kopmadığı sürece de bu imkan alanının günün birinde mutlaka görüleceği beklentisiyle yaşar.
Her şeyin tükendiği anda bile imkanın umuda dönüşebileceği sayısız anekdotu var tarihin. Her şeyin bittiği yerde bir şeyin bitmediğini bilenler kazanmıştır bu hikayelerde… Yalancı aydınlıklar gibi yalancı karanlıkların da var olacağını bilenler için imkan hep vardır. Bir irade ve inanç sahibi için imkan hiçbir zaman bitmez. Güneş tutulması da geçicidir yalancı güneş ışığı da. Taştan su çıkaran imkan, suyu taşa çevirebilir. Görevi yakmak olan ateşin suya dönüşebileceği de buna dahildir.
Eğer doğum öncesi ve ölüm sonrası varsa -ki bütün kalbimizle buna inanıyoruz- imkan da vardır. İmkan varsa umutlar diri tutulmalıdır. Sorun, imkanın insan ile özdeşleştirilmesidir. Varoluş kaynağı insanla başlatılıp bitirilirse elbette imkan da kendiliğinden ölümlü ilan edilmiş olur. İmkanı ölümlü olanın umudunda ceset görmekten doğal ne olabilir? Bakışlar insan hizasından yukarı çevrilip göğe yöneltildiğinde ise bambaşka bir manzara ile karşılaşılır. Gök, her daim bedenden daha yumuşaktır ve oradaki yolculuk çok daha hızlıdır. Gözlerini insanın üzerindeki göğe çevirenler için imkan her an, her saniye gelmek için beklemektedir. İmkanın yolculuk hali ise umudun ta kendisidir. İman varsa imkan, imkan varsa umut oralarda bir yerlerde durmaktadır. Durmakta, hatta belki görülmeyi beklemektedir.
Gözler keskin olsa bile göz kapakları kalın ve kapalı olanlar için ışık sonsuzluk mesafesinde durur. İmkan göz kapağının hemen dışında, yüzeyin öteki tarafındadır ama küçük bir kımıltı, hafif bir yekinme ister. Güneş, evrenin ilk gezegenidir ve ışık karanlıktan önce vardır. Güneş tutulması geçici, ışık ise kalıcıdır. Yeter ki güneşe sırtımızı dönmeyelim. Göğü mağara tavanına, dünyayı mağaraya çevirenlerin katlanamadığı tek şey, bir gün mağaradan çıkma imkanın bir yerlerde hep beklemesidir. Bize karanlık dayatanları sevindirecek olan elbette karanlığa övgü kadar asla ve asla sabahın gelmeyeceğini terennüm edenlerdir.
Korku ile umut arasında, korkudan uzak, umuda yakın durmalıdır insan… Kaçtığımız karanlık, vardığımız ışık olsun; uzaklaştığımız ölüm, yaklaştığımız hayat olsun diye imkansızı mümküne, mümkünü imkana çevirecek insanlara ihtiyacımız var. İmkanları kapatıp imkansıza mahkum edenlere değil.