İngiltere'de genel seçimlerin galibi, David Cameron liderliğindeki Muhafazakar Parti oldu. Cameron seçim öncesi ekonomik kriz, İskoçya bağımsızlığı, göçmen meselesi ve AB karşıtlığı gibi birçok mesele ile karşı karşıya kalmasına rağmen, sandıktan 331 milletvekili çıkartıp, tek başına iktidar olmayı başardı. Cameron'ın bir diğer başarısı da seçim öncesi, kendisine şans tanımayan medya ve anket şirketlerini de alaşağı etti. Seçim sonrasında hayal kırıklığı yaşanan İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi'nin genel başkanları da arka arkaya istifa etmişti. İngiltere seçimlerinden önce, koalisyon senaryoları gündemdeydi. Öyle ki Muhafazakar Parti'nin Liberal Demokratlar veya K.İrlanda Demokratik Birlik Partisi'yle hükümeti kurabileceği gündemdeydi. Benzer durum, İşçi Partisi için de dile getiriliyordu.İkinci kez iktidarı ele alan Muhafazakar Parti ve Cameron'a, gerek İskoçya bağımsızlık referandumunda, gerekse genel seçimlerde, kendisine ve politikalarına seçim önceleri şans tanınmıyordu. Ancak Cameron, her iki seçimde de Britanya Krallığı'nda bir arada tutarak ne kadar güvenli, olası bir ayrılık durumunda ise parçalanarak yok olacağını savunan, Birlik yanlısı politik söylemler geliştirdi. Böylelikle İngiltere'yi, hem bir arada 'muhafaza' etmeyi başardı. Hem de 'Birlik yanlısı' Muhafazakar seçmenin desteğini aldı. Ancak, kısa ve orta vade de günü kurtarmış olsa da, uzun vade de etkin bir politika uygulamadığı sürece, mevcut sosyo-ekonomik krizlerin daha da derinleşmesi muhtemel.
İngiltere seçiminde dikkat çeken konulardan birisi de, neredeyse tüm partilerin göçmen karşıtlığı ve AB'den ayrılmayı parti propagandalarında dillendirmesi gelmekteydi. Öyle ki ikinci kez seçim zaferi yaşayan Cameron, ilk konuşmasında, seçmenlere vermiş olduğu "AB'den ayrılmak için referandum'' sözünü yenilmekten kaçınmadı. Nihayetinde aşırı sağ partisi(UKIP) seçim öncesi, göçmen karşıtlığı ve AB'den ayrılık vaatleri, oylarına artış olarak yansımıştı. Göçmenlere yönelik uygulamada yumuşak bir dil kullanan İşçi Partisi ve Liberaller ise tam anlamıyla fiyasko yaşadı. Her ne kadar seçim sonrasında tüm genel başkanlar istifa etmiş olsa da, Britanya halkının birçoğu, Avrupa'nın sorunlarından ve AB'den ayrılmak istediğini, siyasi partilerin vaatlerine karşılık vererek göstermiştir.
Sonuç olarak Avrupa'da milliyetçilik uzun zamandır yükselişteydi. Britanya seçimleriyle de pekişmiş oldu. Britanya'da, son bir yılda, iki seçim atlatılmasına karşı, beklenin aksine kırılmalar yaşanmadı. Dolayısıyla geleceğe dair emin adımlar atmak isteyen Britanyalılar, bugün iktisadi, sosyal ve nihayetinde göçmelerin geçişi sebebiyle kendi ülkelerinde bir kültürel ve ekonomik entegrasyon yaşıyor. Britanyalılar, tıpkı İskoçya referandumunda olduğu gibi genel seçimlerde Muhafazakar Parti'nin politikalarına (muhalif duruş sergileseler de) sandık başında desteğini devam ettirdi. Bu bağlamda siyasi ilişkiler, ekonomi temelli düzenlemenin yeniden tam ortasında kalacaklar. Ancak, ülkenin siyasi gidişatını muhafaza edeyim derken, bireylerin toplumsal hayattaki geçiş çeşitliliğine nasıl tahammül edecek? Bu da Cameron'un masasında çözüm bekleyen önemli bir sorun.
İngiltere'de seçimleri ister Muhafazakarlar, isterse İşçi Partisi kazansın, İngilizlerin stratejileri değişmez. Her iki parti arasındaki farklılıklar ideolojik ve pratik konular üzerindedir. Stratejik konular, genel ittifak halindedir. Bu arada göçmen karşıtlığı ve Avrupa'nın ekonomik problemleri, İngilizlerin hayat standardını tehdit etmesi ve demografik yapının küçükte olsa değişmesiyle 'İngilizler açısından' ülkenin egemenliğine zarar verdiği düşünülmektedir. Ancak, asıl marazi olan ise İngilizlerin göçmen karşıtlığı üzerinden politika yürüten siyasi partileri desteklenmesini, 'ahlaki bir görev' olarak görmesidir.