İnsana İnancını Değil İhtiyacını Sor

0

Bir temsili hikayede denilir ki Hz. İbrahim'e yaşlı bir adam misafir olur. Sofraya oturunca Hz. İbrahim misafirinin Mecusi olduğunu öğrenir. Bunun üzerine kendisinden Allah'a inanmasını ve aksi durumda sofradan kalkmasını ister. Bunu duyan misafir de bu teklifi kabul etmeyip çıkıp gider.

Misafirin gitmesiyle Hz. İbrahim'e Allah'ın mesajı malum olur ve kendisine şöyle denir: "Ey İbrahim hiç düşünmedin mi ben onun Rabbi olarak küfrüne rağmen 70 yıldır rızkını veriyorum?"

Hz. İbrahim bunun üzerine derhal kalkar ve peşine düşer misafirin. Onu bulup evine misafir eder ve ikramda bulunur. Mecusi neden fikrini değiştirdiğini sorunca Hz. İbrahim olanları anlatır. Bunun üzerine Mecusi Hz. İbrahim'e dinini bana öğret der ve önerisini kabul eder.

**

Bu gün yeryüzünde Allah'ın insana verdiği rızkı, imkanı, özgülüğü ve yaşamı insanlara yine Allah adına yasaklayan türedi bir "dindarlık" yaygınlaşıyor.

Bu "dini-darlık" her şeyden önce Müslüman coğrafyasının huzurunu, barışını ve refahını bozmaktadır. Dünyada da İslam dininin imajını ve barışçıl güler yüzünü kirletmektedir.

Allah insanları bu dünyada hangisinin daha iyi insan olacağını hangisinin kötü insan olacağını denemek için göndermişse eğer insanları "iyiye" zorlamak bu sınavın sağlığına müdahale etmek anlamına gelmez mi?

Nitekim istenseydi herkesin iyi olması "içgüdüsel" olarak sağlanabilirdi. İnsanlar doğuştan istenen bir davranış veya düşünce kalıbına sokulurdu ve sorunsuz şekilde yaşardı herkes.

**

İnsanların doğru yolda olmaları, iyi insan olmaları ve yaratıcıyı tanımaları konusunda gücünüz oranında telkinde/tebliğde bulunabilirsiniz. Ama inancını, ibadetini ve dinini zorla dönüştürmek haddi aşmaktan başka bir şey değildir.

Onun için "din adına" silah ve şiddet kullananlar bilsinler ki onlar doğru yolda değildir. Eğer inanmak bir irade durumu ise zorlamak iradeye müdahaledir.

İbadeti, imanı ve ahlaki eylemi anlamlı kılan şey "özgür iradedir." Özgürce seçilmemiş ve baskı altında gerçekleşen hiçbir iman, hiçbir ibadet ve ahlak eylemi anlamlı ve muteber değildir.

**

İbadete ve inanma şekline müdahale edilebilir denildiği zaman, yani bunun önü bir kere açıldığında artık bunun sadece dini veya inancı seçme ile sınırlı kalacağının garantisi yoktur. Bir süre sonra kendini "hak" gören mezhepler de "batıl" gördüğü mezhebe bu baskıyı yapma hakkını meşru görür.

Giderek aynı mezhep içinde de bir "cemaat" kendini "hak" yolun yolcusu gibi görüp "batıl" itikat diye nitelediği bir başka dini grubu veya cemaati dönüştürmek için zora başvurmayı meşru görecektir.

**

İnsanları "iyi insan" yapan "öteki"ne karşı ahlaki olgunluğu, saygısı ve edebidir. İyi insan olmadan iyi dindar olunmayacağı kesindir. İnsanlara etkin kökeni, dini inancı, cinsiyeti, bölgesi, rengi ve dili dolayısıyla farklı hak ve muameleyi reva görenler İslam dininin erdemine ve ahlak sırrına ermemiş kimselerdir.

Mazlumun yanında olmak en çok Rabbini Hak diye çağıran Müslümanlara yakışır. Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kapsa onun hesabı benden sorulur diyen Ömer'in duyarlılığıdır Mü'mine yakışan. Onun için insana dilini, dinini ve inancını sormak yerine onun ihtiyacını sormak gerek.