İçinde yaşadığımız dünyada giderek suniliğe kayan bir üslup ve yaşam tarzı hakim olmaya başlamıştır. Başta insanı kuşatan tabiat olmak üzere yaşadığı mekan ve giderek insanın bizzat kendisi de bu sunilikten payını artırmaktadır. Bu bir yandan modernitenin “şeyleri değiştirme” mentalitesiyle ilgilidir ve nihayetinde toplumsal mühendisliğe de giden bir boyut taşımaktadır.
Modernitenin önemli içeriklerinden birisi evcilleştirme kavramı ile ifade edilmektedir. Bilindiği üzere evcilleştirme sosyal bilimlerde vahşi, yabani, kestirilemez olanı kontrol altına alma, rasyonelleştirme durumunu ifade etmektedir. Aslında ilk başta hem medeniyet hem de insanın doğası ile örtüşen boyutları var gibi görünmektedir.
Öncelikle insanın diğer insan ve çevresiyle olan ilişkisinde öngörülebilirlik, riskleri azaltma ve güvenlik sağlamak istediği unsurlardır. Bu noktada iki boyuta dikkat çekebiliriz. Bunlar insanın kontrol edebileceği ve kontrolünün dışında olan alanlardır. Kontrol edebileceği alanla ilgili önlemler alabilir. Ancak deprem, tsunami gibi kontrol edemeyeceği fakat kısmi tedbirler alabileceği alanlar vardır.
Bir de insanın geleceğini bilememesi bir endişe oluşturabilmektedir. Başına neler geleceğiyle ilgili bu endişeler insanın bazı gerilimler yaşamasını sonuçlayabilmektedir. Yine sürekli hastalıklar, ölümden sonra nelerin yaşanacağı gibi meseleler de endişeyi artırmaktadır. İşte burada “iman” devreye girmektedir. Kelime kökeni olarak “güven” anlamına gelen iman, insana bir güvenlik alanı açmaktadır.
Modern öncesi dönemde insan kendi imkanları ile riskleri azaltmak ve tabiatı kontrol etmek amacına matuf olarak işlemler yapmaktaydı. Fakat Tanrı merkezli bir evren anlayışında nihai olarak Tanrı’ya bir güven üzerine hayat devam etmekteydi.
Fakat modern zamanlara gelince yeni evren anlayışı insanın merkeze kendisini yerleştirdiği, riskleri üstlendiği bir duruma ulaştı. Bu Tanrı’ya referans vermeyen insanın dünyayı yeniden kurma girişimi olarak adlandırılabilir. Bunun anlamı; artık insanın kendisi, evren ve eşya ile ilişkisinde bütün riskleri üstlenmesi, giderek metafizik alanla ilişkisini koparmasıdır.
İnsan evren ile karşı karşıya kaldığında birçok sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunları aşmak için hayatı ve dünyayı evcilleştirme işine girişmiştir. Evcilleştirme yukarıda belirtildiği üzere kontrol altına alma, riskleri azaltmayı gerektirmektedir ki, bunun modernitede yoğun olarak karşılığı rasyonelleştirme olarak tanımlanmıştır.
İnsan ve evrenin tümüyle rasyonelleştirilebilir olması, insan aklının kategorileriyle anlaşılabilir olduğunu imlemektedir. “Akli olanın gerçek gerçek olanın akli” olduğu şeklindeki Hegelci varsayımdan başlayarak Aydınlanma düşüncesi rasyonel olana yığınak yapmıştır. Bugün gelinen noktada postmodernizm “rasyonel”lik kategorisine rezervler geliştirmektedir ki, mitoloji ve anlatıların patlaması bununla ilgili bir durumdur.
Modernitenin evcilleştirme niteliği aynı zamanda bir mekanizma olarak “şeyleri değiştirme”ye doğru gitmektedir. Bunun anlamı; Modern dünyanın eşya ve onun tanımlarında değiştirmeler yaparak yoluna devam etmektedir. Suniliğin ortaya çıkışının bir sebebi de budur. Çünkü insan birçok şeyleri değiştirerek yeniden üretmektedir.
Fakat evcilleştirme sonucu kontrol altına alma istemleri, günümüzde giderek tabiata aşırı müdahale ile toplum mühendisliğini birlikte getirmiştir. Foucault’nun analiz ettiği disiplin toplumundan gözetim ve kontrol toplumuna doğru gidiş insanı sıkı şekilde kontrol etmeye başlamış; hatta bir faşizme doğru gitmiştir. Öyle ki, özgürlük konusunda eleştirilen dinin bıraktığı “mübah” alanı kadar bile insana alan bırakmamıştır. Üstelik de sahte metafizikler sunarak insanı oyalamaktadır.