İnsanın kendini gerçekleştirme özgürlüğü

İnsan, oluş halinde bir varlıktır. İnsanın kendini gerçekleştirmesi için insanın ölçü alınması ve özgür olması gerekmektedir. İnsanın kendini gerçekleştirme hakkını kullanması için siyasal, sosyal, psikolojik ve hukuki açılardan kişinin eğitim, hukuk, siyaset, bilgi, varlık, değer, ahlak ve ekonomik hayatına müdahale edilmemesi gerekmektedir.

İnsanın kendini gerçekleştirme hakkının merkezinde bireysel özgürlük vardır. Devlet, bireyin hayatını belirleyen otorite değildir. Devlete göre birey olmaz. Devletin, din, maneviyat, bilim, felsefe, eğitim ve ahlak alanına müdahale etmemesi şarttır. Bireyin hiçbir insan üstü ve ötesi gelenek, kurum ve otorite tarafından belirlenmemesi de, insanın kendini gerçekleştirme hakkını kullanması açısından büyük önem taşımaktadır.Bireyin kendini gerçekleştirme hakkını kullanması için her türlü insan üstü ve ötesi fikri ve otoriteyi aşması gerekmektedir.

Aşılmaz ve ulaşılmaz yüce otoriteler adına hareket ettiklerini iddia eden kurumlar, kaynaklar ve kişiler, bireyin hayatını kontrol etmek için katı kurallar uydururlar ve özgürlüğü ortadan kaldıran yapılar inşa ederler.İnançlar ve kimlkler, kişinin içsel deneyimi olmanın ötesinde kendilerini toplumsal, kültürel, hukuki ve siyasal bir zorunluluk haline getirerek insanı ve özgürlüğü bastırırlar ve etkisizleştirirler.

Doğmatik, otoriter, totaliter ve kapalı kimlikler, kurumlar ve gelenekler, insanın bireysel tercihini hiçbir şekilde esas almazlar. Kendi doğmatik kalıblarını normatif yaşam modeli olarak dayatırlar ve yüzyıllar öncesinin doğmatik kurallarını evrensel ve zorunlu nitelikte ideal hukuk modeli olarak empoze ederler. İnsanın kendini gerçekleştirme hakkını kullanabilmesi için hayatında istediği şekilde inanma, değerlerini oluşturma ve düşünme faaliyetinde bulunma imkanlarına sahip olmaya ihtiyacı vardır. Sosyal, siyasal, kültürel, ideolojik ve dini kuralların hiçbiri bütün toplum için bağlayıcı ve zorunlu hale getirilemez. Hiçbir kural, kurum ve kaynak, zorunlu ve bağlayıcı değildir.

Birey, kendisine uygun şekilde kendisine göre aklı, bilgisi ve deneyimi çerçevesinde kendi hakikatini ve değerini oluşturabilir. Hiçbir hakikat iddiası, mutlak, kesin ve tartışılmaz değildir. Bireylerin ortaya koyduğu hakikat iddiaları, istisnasız bir şekilde tartışılmaya, eleştirilmeye ve sorgulanmaya açıktır. Bütün inançlar, ideolojiler, gelenekler, değerler, ahlak sistemleri eleştiriye ve sorgylanmaya açık olmalıdırlar. Bir hakikat iddiasının sorgulanmaz ve mutlak doğru olduğu şeklindeki tutum, hakikatlerin doğmatizmine, donmuşluğuna ve putlaştırılmasına yol açmaktadır.

Özgürlük, insan için varoluşsal bir durumdur. Varoluşsal düzeyde özgürlüğün gerçekleşmesi için bireyin seçmesi ve oluşturması gerekmektedir. İnsanın dışında üretilen, uydurulan ve icat edilen hiçbir anlam, değer ve inanç dışsal araçlarla bireye dayatılamaz.İnanma, düşünme, gezme, yaşama, öğrenme, çalışma, haz alma ve ilişki kurma konularında kişinin özgür olması gerekmektedir. Devlet, hiçbir inancı, ideolojiyi ve kimliği dayatmamalıdır. Kendi hayatını yaşama ve kendini gerçekleştirme konularında bütün otoriteleri reddetmesi, siyasal ve sosyal zorbalık ve zorlayıcılık biçimlerine karşı çıkılması, tün tartışılmazların eleştirilmesi ve insanın ölçü alınması gerekmektedir.Bütün özgürlüklerin temeli, insanın kendini gerçekleştirme özgürlüğüdür.

Birey, kendi hayatını seçebildiği ve kendisine uygun yaşam stillini oluşturabilecek tercihlerde bulunabildiği ölçüde özgürdür. Kendisini mutlaklaştıran ve dayatan bütün doğmalar ve yorumlar, özgürlükle ve insanla çatışırlar. Birey, kendi anlam arayışını özgürce kendisi deneyimleme imkanlarına sahip olmalıdır. İnanç, değer ve anlam, birey için siyasal ve yasal zorunluluklar değildirler. İnanç, değer ve anlam, bireyin özgür tercihi sonucu oluşturulan deneyimlerdir. Mutlak doğruları dayatmayı amaçlayan bütün doğmatizmler, kişileri nesneleştirirler ve özgürlüklerini ortadan kaldırırlar. Doğmatizmlerin ve otoritelerin dayatmalarını hukuksal, sosyal, siyasal ve kültürel olarak sınırlayacak modern, demokratik, barışçıl ve özgürlükçü insani bir çerçevenin oluşturulması olmazsa olmazdır.