İngiliz kadın yazar Mary Godwin Shelly'nin 1818 yılında kaleme aldığı modern bir Promete uyarlaması olan Frankenstein (Frankeştayn) kitabını okumayanımız yoktur. Zira eser yazımından sonra birçok kez sinema ve tiyatroya uyarlanmıştır.
"Felsefi bir roman olan kitapta özetle, tıp tahsili yapan başkahraman Victor Frankeştayn, hastalıklara son verebilmek için insanı yeniden yapmayı, böylelikle de ölümsüzlüğe ulaşmayı ister. Deneyleri sonucunda yaşamın sırrını keşfeder ve bunu üstün bir insan yaratarak kullanmaya karar verir. Çeşitli mezar ve mahzenlerden topladığı ceset parçalarını bir araya getirir. İnsan vücudunun karmaşık parçalarıyla uğraşmanın zorluğu yüzünden 2,50 metre boyunda ve buna orantılı bir genişlikte üstün bir insan yaratmaya karar verir. Bu çalışmalarının sonunda kendi adıyla anılan Frankeştayn isimli ucubeyi yapar. Ancak kendi yaptığı bu yaratığı beğenmez ve o'ndan kaçar.
Yaratık ise kendisini yaratanı tanıyordur ve neden insanların o'ndan korkup kaçtıklarını bilmiyordur. Babasını (Dr. Frankenstein'ı) bulup, o'ndan hesap sormak ister. Yüreği müşfik, mizacı yumuşak olsa da görenlerde korku uyandırdığı için toplumdan tecrit edilir. Bir müddet sonra bir aileyi izlemeye başlayan Frankeştayn, ailedeki fertlerin birbirlerine karşı duyduğu sevgiyi görür ve kendisini yalnız hisseder. Babasından bir eş ister; ancak Dr. Frankenstein o'nun duygularını önemsemez. Yalnızlığı arttıkça acımasızlaşır ve kendisini yaratandan korkunç bir şekilde öç almaya girişir.
Önce Dr. Frankenstein'ın en küçük kardeşini öldürür. Açılan bir dava sonucunda diğer kardeşi ise suçlu bulunur ve idam edilir. Dr. Frankenstein daha bu vicdan azabını çekerken, Elizabeth'le evlendiği ilk gece Elizabeth de canavar tarafından öldürülür. Bunu üzerine canavarı yok etmek üzere peşine düşerek sonunda, Kuzey Kutbu'na ulaşır. Kutup kaşiflerinden Kaptan Robert Walton tarafından kurtarılıp onun gemisine alınır .İyice yorgun düşen Victor Kaptan'a hikayesini anlattıktan sonra ölür. Bir kaç saat sonra Kaptan Walton canavarı yaratıcısının cesedinin üzerinde ağladığını görür. Canavar ona yaşamından nefret ettiğini vicdan azabından kurtulmak için kutbun uzak bir köşesinde kendini yakacağını başka birisi daha benzeri bir canavar yaratmasın diye bedenini yok edeceğini söyler. Daha sonra yüzen bir buz parçasına atlar ve karanlıkla sisin ardında gözden kaybolur. Ölüp ölmediği ise belli değildir."
Dünyada son asırda yaşananlardan hareketle modern Frankeştaynların ölmediğini söyleyebiliriz. Kaba kuvvet, sömürü ve zulüm üzerine inşa edilen batıl Batı medeniyeti özellikle İslam coğrafyasında, mazlum toplumlar içinde kendi Frankeştaynlarını yarattı. Geçenlerde terör üzerine yazdığımız satırlarda da ifade etmeye çalıştığım gibi; terör vahşi Batı laboratuvarlarında İslam'ı ve Müslümanları karalamak üzere üretilmiş bir kavramdır. Elbette bu belayı ve ucubeyi planlayanlar sadece kavram olarak bırakmadılar, bunu icra edecek Frankeştaynları da piyasaya sürdüler.
Adı barış, sulh ve selamet ile aynı kökten gelen İslam'ı tedhiş ve terörle özdeşleştirmek için her yolu denediler. Oysa tarihin en büyük terör teşekküllerini kuran ve yürütenler Haçlılar ve Siyonistler olmuşlardır.Sömürgeci Hıristiyanların Kuzey ve Latin Amerika'da, Afrika'da, alt kıta olarak bildiğimiz Hindistan havalisinde, uzak Asya'da, Ortadoğu'da ve Rusların Kafkaslarda ve Orta Asya'da, Çin'in Doğu Türkistan ve Tibet'te, Siyonist Yahudilerin Filistin'de icra ettiği tedhiş, zulüm, istila ve şenaatler ortadayken, adeta tüm bunları örtmek istercesine yeryüzünün masum ve mazlum insanları Müslümanları terörle itham etmek en büyük haksızlıktır.
Önce senin olmayan; mazlumlara ait olan toprakları işgal ve istila edeceksin, oradaki vatanperver insanlar sana direndiği zaman da onları ve onların şahsında bir dini terörle itham ederek özdeşleştireceksin. Asıl terör budur!
Zalim Judeo-Christian medeniyetin temsilcileri,İslam dünyasındaki cehaletten istifade ederek EşŞebab, Boko Haram, IŞİD, El Kaide ve Irak'taki Rafızi Safevi Silahlı grupları gibi "Terör Frankeştaynları" yarattılar ve tıpkı romandaki Victor gibi bundan da memnun olmadılar. Ancak bu hikayenin de sonu aynı romandaki gibi bitecek ve bu çağdaş Frankeştaynlar kendilerini dizayn edenleri öldürecek. O zamana kadar biz Müslümanlara düşen en önemli vazife de; bu batı projesi olan terör yapılanmalarına asla prim vermemek ve sulh ve selamet, huzur ve barış dini olan İslam'ın hakikatini hem teorisi hem de pratiği ile tüm modern iletişim teknolojilerini kullanarak tebliğ etmek olmalıdır.
İKİ DOĞU ve İKİ BATI'NIN RABBİNE EMANET OLUNUZ...