İslami kesim dejenere oldu(!)

0

Son dönemlerde hayli ilgi gören bir klişe var: "İslami kesim Ak Parti döneminde büyük bir dejenerasyon yaşıyor, ilke-değer tanımıyor." Klişenin alıcısı çok olunca işin esasına arkeolojik bir kazı yapma zarureti doğuyor.

Önce şunu açığa kavuşturmak lazım: Ak Parti tabanından mı bahsediyoruz yoksa Ak Parti kadrolarından mı? Eğer İslami kesim diye Ak Parti'den bahsediliyorsa elbette eleştirilebilir, tartışılabilir hatta itham edilebilir, nitekim ediliyor. Ancak klişede yapıldığı gibi parti ile oy verenleri özdeşleştirmek, izaha muhtaç ve hakkaniyeti dışlayan hüviyettedir. Çünkü dejenere olduğu söylenen ve ülkenin neredeyse yarısına tekabül eden kesimin, sadece Ak Parti'ye olan desteğindeki ısrarına odaklanan ve onu da eksik ve yanlış yorumlayan bir yüzeysellik var karşımızda.

Öncelikle, bir Parti'ye verilen destek diğer partilerinde içinde yer aldığı büyük resme bakılarak verilir. İkincisi verilen destek özellikle de büyük kitlesel partilerde hiçbir zaman yüzde yüz bir onama üzerinden verilmez. Seçmenin oy verme davranışlarını etkileyen pek çok faktörün olduğu sıradan bir gerçeklik. Dolayısıyla bu klişe, bir taraftan geniş bir kesimi haksız yere itham ederken diğer taraftan müddeilere karartma uygulamakta, onları sorgu alanından çıkartmaktadır. Oysa belirttiğimiz gibi dejenere olma ile itham edilen kesim, müddeilerin ve desteklediklerinin de yer aldığı bir seçenekler sepeti içerisinden tercihte bulunmaktadır. O halde bu kesimi hemencecik ahlak üzerinden harcamak yerine "acaba diğerini niye tercih etmiyor?" şeklinde sormak daha ahlaki ve daha akıllıca olmaz mı? Zira marjinal bir kitleden bahsetmiyoruz. Üstelik bu kitle öyle zannedildiği gibi mevcuda rıza gösteren, her önüne getirilen şeye "eyvallah!" diyen bir kitle de değil. Daha Haziran ayında rahatsızlığını çektiği % 9'luk bir destekle açık etmiş, gerektiğinde bunu ileri götürmekten imtina etmeyecek bir kitle.

Şimdi Türkiye'nin mevcut siyasal aktörleri ve düzeni, bu düzene ilişkin aktörlerin söylemleri, eylemleri ve niyetleri meydanda iken İslami kesimin dejenerasyonu üzerinden yapılan yüzeysel tartışmayı nasıl okuyacağız? Tartışma yüzeysel, zira sosyolojiyi ve yakın siyasi tarihi bypass eden bir nitelikte. İslami kesim başta olmak üzere toplumun son yıllarda geçirdiği büyük transformasyondan bihaber. Çoğulculaşmadan, yırtılmadan, eklemlenmelerden, oryantasyon çabasından bihaber. Küreselleşmenin etkisinden, postmodern dinamiklerden, çözülen vesayet düzeneğinden, kayırmacılığı kurumsallaştıran bürokratik gelenekten, müesses nizamla ideolojik paydaşlık yapanlarla tahkim edilmiş ahbap-çavuş kapitalizminden sual etmeyen hatta örtük olarak ona çağıran, onu vaat eden bir anakronizmde, bir naiflikte. Ve parti ile kitlesi üzerinden siyasal ile toplumsalı özdeşleştiren hatta toplumsal olanın önceliğini buharlaştırarak siyasal(AK Parti) olana mutlak belirleyicilik, toplumsal olana da (İslami kesim deniliyor) edilgenlik, mutlak bir tabiiyet rolü biçiliyor. Siyasetin topluma önceliği hatta belirleyiciliği şeklindeki formülasyonun teorik olarak yanlış, pratik olarak da geçersiz olduğunu söylemeye bile gerek yok.

İslami kesim dejenere oldu! Peki, mukayeseli mi gidiyoruz? On yıl önce İslami kesim daha ahlaklıyken şimdi seviye mi kaybetti? On yıl önce politik tahayyülleri, tasavvurları ve mücadeleleri daha rafine bir haldeyken bugün ilkesiz-seviyesiz bir şeye mi tav oluyor? Diğer toplumsal kesimler Medinetü'l-Fazıla ahalisine dönüşürken, İslami kesim memleketi "Pompei"ye mi çevirdi? Yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında diğer kesimler hak ve adalet mücadelesini aziz bilirken, İslami kesim büyük bir aldanışla yanlışları ve hataları mı sahiplendi?

Yanlışların "İslami kesim" tarafından tasvip edilmediğini alan araştırmaları, seçim sonucu söylüyor zaten. İşin ilginç yanı İslami kesim ile özdeşleştiren kurumsal parti bile yaptığının yanlış olmadığını iddia etmiyor. Tersine yaptığı yanlışları niye yapmak zorunda kaldığını anlatıyor. "Kurucu değerlerime, 2002 ruhuna döneceğim" diyen parti de yozlaştı denilen İslami kesimin hassasiyetlerine, önceliklerine kulak kabartma baskısını hissettiğini gösteriyor. Ki bu durum bile İslami kesimin yozlaşmasına değil tam tersi bir duruma işaret ediyor.

Devlete asalak gibi yapışarak palazlanan, devletin ideolojik ve baskı aygıtlarının açtığı serada yeşeren "organikler", ahlaki zaaf üzerinden onlarca yıldır hayatın marjinine püskürttükleri kesimin façasını çizmek istiyorlar, can çekişen statükoya suni teneffüs peşindeler. Olabilir. Ancak gerçeklikten kaçış-kopuş hastalıklı bir haldir. Ayrıcalıklı dönem, ilke ve değerlerin payanda edildiği kayırmacılık düzeni bitti. Parsellenmiş kamusal alanda hükümferma olma bitti. Kaybedilmiş davanın havarileri olunabilir elbette. Ama ahlak, vicdan gözetilmeden o bile olunamaz.

Mevcut siyasi kombinasyonda talep, beklenti ve gelecek tasavvuru ile Türkiye'nin nitelikli bir dönüşüm geçirmesi noktasında yönelimi-iradesi olan bir kesimin yozlaşmışlıkla ithamı Sartre'ın sömürgeci Avrupa'ya seslenişini hatırlatıyor. Ne diyordu Sartre: "Bu kara ağızları kapatan tıkaçları çektiğinizde, ne bekliyordunuz ki? Size övgüler düzmelerini mi? Babalarımızın zorla yere eğdiği bu başlar kalktığında, gözlerinde bir minnettarlık ifadesini mi okumayı düşünüyordunuz?" Ağzını açan İslami kesimden onama talep ediyor. Ak Parti karşıtlığında yoğrulmuş duygusallığa prim istiyor. Onlarca yıldır yaptıklarının hesabını vermeyenler Ak Parti'nin yanlışı karşısında bu kesimin bin pişman halde soluğu kırbaçlı ellerin önünde hizaya durarak almasını istiyor.

Oysa "her şey biz yaşarken oluyor." Kimin hesap sorduğunu, eliyle-diliyle düzeltmeye çalıştığını görüyoruz. Binbir badireden tecrübe damıtmış bu toplumun önemli bir parçasının ne söylediği, ne talep ettiği, neyi öncelediği, neye dikkat kesildiği aşikar. Yanlışları-çelişkileri açmazları elbette var. Ancak talep ve beklentileriyle öncülüğünü bu kesimin yaptığı ve Türkiye'de ilke ve değerlerin gözetildiği-yerleştirildiği üst bir eşik için zorlayan mobilizasyonun da olduğu açık.

Ak Parti bu kesimle yürümek istiyorsa sıkıntı yok, başka işlere meyledecekse dün 9 puan kıranlar gerekirse 19 gerekirse 29 puan da kırarlar. Hal bu iken yozlaşma ithamında bulunanlar, yozlaşmamışlarsa hiçbir şart altında oy oranı değişmeyenlerin politik dejenerasyonunu tartışsınlar. Bunu yaparlarsa göreceklerdir ki; toplumsal, siyasalın altında edilgenliğe işaret etmez tersine besler, yön verir, ikaz eder, gerekirse şamarı indirir. Kendilerine indirmekten imtina etmediği gibi.