İsrail yönetiminin Gazze'den Lübnan'a, İran'dan Suriye'ye uzanan saldırgan politikası Filistin meselesinin sınırlarını aşmış, tüm bölgenin güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir.
Suriye'nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'nün İsrail tarafından vurulması ve ardından Türkiye'yi hedef alan açıklamaları İsrail’i tehlikeli bir kulvara sürüklemektedir.
Öncelikle şunu ifade etmemiz gerekiyor;
Türkiye bölgede savaş arayan değil, barış ve istikrar arayan bir ülkedir.
Türkiye'nin Suriye politikası da bu çerçevede şekillenmektedir. Türkiye; toprak bütünlüğünü koruyan, terör örgütlerinden arınmış, siyasi istikrara kavuşmuş ve ekonomik yönden kendine yeten bir Suriye hedeflemektedir.
İsrail ise bunun aksine, güvenliğini komşularının zayıflığı üzerine inşa etmeye çalışmaktadır.
Gazze'de ordusu, hava kuvvetleri ve gelişmiş hava savunma sistemi bulunmayan bir halka karşı kullanılan orantısız güç; Lübnan'a, İran'a ve şimdi de iç savaştan yeni çıkmış Suriye'ye yönelik saldırılarla bölgesel bir alışkanlığa dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
Türkiye Gazze değildir!
Bu ifade Filistin halkını küçümsemek için değil, İsrail yönetimine stratejik gerçekliği hatırlatmak için kullanılmıştır.
Karşısında NATO'nun en büyük ordularından birine sahip; güçlü hava, kara ve deniz kuvvetleri bulunan; İHA ve SİHA'lardan elektronik harbe, füze teknolojilerinden hava savunma sistemlerine kadar kendi savunma sanayiini hızla geliştiren bir Türkiye bulunmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'nin barıştan yana tavrını bir zafiyet olarak görmek yapılabilecek en büyük stratejik hata olur.
Türkiye çatışma yanlısı değildir.
Buna rağmen Türkiye'ye yönelik bir saldırı olması durumunda topraklarını, askerlerini ve millî güvenlik çıkarlarını korumakta bir an dahi tereddüt etmeyecektir.
Netanyahu'nun içeride karşı karşıya bulunduğu siyasi baskıları Türkiye üzerinden oluşturmaya çalıştığı “dış tehdit” algısıyla yönetmeye çalışması İsrail halkı için tehlikeli bir oyundur.
İsrail halkı şu soruyu sormak zorundadır;
Gazze, Lübnan, İran ve Suriye'den sonra Türkiye ile çatışmaya girmek İsrail için güvenli midir?
Kanaatimce tam tersine bir sonuç ortaya çıkar!
İsrail'in güvenliği, çevresindeki bütün ülkeleri tehdit olarak görüp askeri güç kullanarak sağlanamaz. Bu anlayış İsrail'i güvenliğe değil, gelecekte daha büyük bölgesel bir yalnızlığa itmektedir.
Bu durumda İsrail halkı bilmelidir ki; Türkiye barışı tercih ederken, kendisine yönelik bir saldırı karşısında karşılık vermekten asla tereddüt etmeyecektir.
Netanyahu yönetiminin seçim hesapları uğruna Türkiye'yi yeni bir düşman algısına dönüştürme çabası, gerçekte Türkiye'ye karşı değil, İsrail halkının geleceğine karşı atılmış tehlikeli bir adımdır.
İsrail halkı sürekli bir savaş ya da bölgesel barış tercini ortaya koyacak bir irade ile karşı karşıyadır.
İsrail halkının Netanyahu'nun gerilim siyasetinin kendilerine güvenlik değil, daha büyük tehditler ürettiğini görme zamanı gelmiştir.
Türkiye'nin mesajı ise son derece açıktır;
Biz savaş istemiyoruz. Bölgemizde barış, istikrar ve adalet istiyoruz. Ancak hiç kimse Türkiye'nin barış iradesini güçsüzlük olarak değerlendirmesin. Türkiye'yi doğrudan bir çatışmanın içerisine çekmeye kalkmanın bedeli, Gazze'de savunmasız bir halka saldırmakla mukayese edilemeyecek kadar ağır sonuçlar doğuracaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olasın!
Öyleyse; İsrail yönetimi bu gerçeği görmek ve ateşle oynamaktan vazgeçmek zorundadır.
21.08.2026