İsrail, güçlü Türkiye’den korkuyor

Ankara’da iki gün süren NATO liderler zirvesi sona erdi ancak zirvenin yankıları hala devam ediyor. Zirvede alınan kararlar dünyanın yeniden şekillendiğini gösteriyor. Artık güç dengeleri değişiyor, eski ezberler bozuluyor. Bu yeni dönemin en dikkat çeken aktörlerinden biri ise hiç kuşkusuz Türkiye'dir. Savunma sanayiinde son yirmi yılda atılan adımlar, yerli ve millî teknolojiler, İHA'lar, SİHA'lar, hava savunma sistemleri, savaş gemileri ve millî muharip uçak projeleriyle Türkiye artık sadece kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil, bölgesel dengeleri etkileyen stratejik bir güç haline gelmiştir.

Bu nedenle Türkiye'nin attığı her adım batı başkentlerinde ve Telavivde dikkatle izleniyor. ABD Başkanı Trump'ın Türkiye'nin yeniden F-35 programına dahil olabileceğine yönelik verdiği olumlu mesajlar, İsrail'de ciddi bir rahatsızlık oluşturdu. Başta eli kanlı Netanyahu olmak üzere İsrailli siyasetçilerin art arda yaptıkları açıklamalar, aslında bir gerçeği gözler önüne seriyor: Güçlenen Türkiye, İsrail'in stratejik hesaplarında artık göz ardı edilmeyecek bir aktördür.

Zirve sonrası, Netanyahu nun alelacele Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından rahatsızlık duyduğunu dile getirmesi ve sınırlarında yeni güvenlik bölgeleri oluşturma ihtiyacından söz etmesi dikkat çekicidir. Daha da önemlisi, Türkiye'nin gelişmiş savaş uçaklarına sahip olmasının İsrail'in güvenlik dengelerini alt üst edeceğini dile getirmesi düşündürücüdür.

Bugün Türkiye bölgesinde huzur ve güven isteyen bir ülke olup kimseye tehdit oluşturan bir ülke değildir. Türkiye kendi güvenliğini koruyacak ve bölgesinde barışın teminatı olacak güce ulaşmıştır. Güçlü savunma sanayii saldırganlığın değil, caydırıcılığın temelidir. Tarih göstermiştir ki güçlü devletler savaş çıkarmak için değil, savaşları önlemek için güçlü olmak zorundadır.

Buna karşılık İsrail yönetiminin söylemleri, bölgedeki gerginliği artıran bir tablo ortaya koymaktadır. Gazze'de yaşanan insanlık dramı hafızalardaki yerini korurken, Lübnan'ın güneyindeki askeri varlığını sürdürme yönündeki açıklamalar ve İran konusunda kullanılan sert dil, Ortadoğu'nun yeni bir çatışma sarmalına sürüklenme riskini artırmaktadır.

Türkiye ise tarih boyunca olduğu gibi bugün de istikrardan yana tavır almaktadır. Başkan Erdoğan'ın defalarca dile getirdiği gibi bölgede kalıcı barış ancak diplomasi, uluslararası hukuk ve adaletle kurulabilir. Savaşların kazananı olmaz. Kazanan yalnızca silah tüccarları, kaybeden ise masum siviller olur.

Ancak bir gerçek daha vardır: Türkiye artık eski Türkiye değildir. Savunma sanayiindeki bağımlılığını büyük ölçüde azaltan, kendi teknolojisini geliştiren, kendi mühimmatını üreten ve caydırıcı askeri kapasitesini sürekli artıran bir ülkedir. Bu durum bazı çevreleri rahatsız edebilir. Çünkü güçlü Türkiye, bölgede tek taraflı hesap yapanların planlarını bozmaktadır.

Önümüzdeki günlerde Ortadoğu'da tansiyonun yeniden yükselmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. İsrail'in İran'a yönelik politikaları, Lübnan'daki gelişmeler, Suriye sahasındaki dengeler ve Doğu Akdeniz'deki rekabet, bölgede yeni gelişmelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Böylesine kritik bir dönemde Türkiye'nin soğukkanlı, güçlü ve diplomasiyi önceleyen duruşu her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.

Güçlü savunma sanayii sadece silah üretmek değildir; bağımsız karar verebilmenin, milli iradeyi koruyabilmenin ve barışı savunabilecek caydırıcılığa sahip olmanın adıdır. Türkiye'nin yükselen savunma kapasitesi, milletimizin güvenliğinin en önemli teminatlarından biridir.

Ez cümle;

Ortadoğu yine sıcak bir yazın eşiğinde. Ateşi büyütmek isteyenler olabilir. Ancak Türkiye, aklıyla, diplomatik tecrübesiyle ve her geçen gün güçlenen savunma kapasitesiyle bu coğrafyada barışın ve istikrarın en önemli hamilerinden biri olmaya devam edecektir. Malazgirt'ten Çanakkale'ye, Millî Mücadele'den bugüne kadar bağımsızlığını canı pahasına koruyan bu aziz millet, güçlü devleti ve yerli savunma sanayisiyle geleceğini de kendi iradesiyle şekillendirecek; Türkiye, dün olduğu gibi yarın da bölgesinde barışın güvencesi, mazlumların umudu ve caydırıcılığın adı olmaya devam edecektir.