Sosyal medya alışkanlığımız yüksek. Alışkanlık gereği sosyal medya kanalları face, twitter, whatsapp, İnstagram dolanıp duruyoruz. Düşünmeye, zihin değerlendirmesi yapmaya bile fırsat yok. Sürekli propaganda mesajlarına takılıp kalıyoruz.
İnsanlar bir birini dinleme zahmetinde bile bulunmuyor. Paylaşımın durumuna ve paylaşana göre ya karşı ya da kabul psikolojisinde. Düşünme ve değerlendirme fırsatı bulamayınca işin içine duygularımız, hassasiyetlerimiz, hislerimiz, dogmalarımız giriyor.
Toplum 24 Haziran seçimleri atmosferine girildiği tarihten bu yana yani 1,5 yıldır akıl ve mantık süzgecini bir kenara bırakarak, saldırı veya savunma psikolojisiyle hareket ediyor. 31 Mart sonrası toplum olarak bundan sıyrılır iç siyaset olarak duruluruz beklentisine girmiştik. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı nedeniyle bu beklentimiz gecikiyor.
Fakat yenilenecek İstanbul seçimleri bloklaşan siyaset nedeniyle Türkiye'nin gündemine oturdu. Oysa bu seçim İstanbul'da yaşayan nüfusun yani %18'ini ilgilendiriyor. Toplum gündeminin bu kadar meşgulü gereklimidir bilmiyorum. Siyasetin tabiatı gereği beklide kaçınılmaz bir durum olarak görmek mi gerekiyor.? Onu da bilmiyorum.
Aslında İstanbul seçimleri nedeniyle toplum olarak dünya, bölge ve Türkiye'nin beka sorununu yakından ilgilendiren gündemler gölgede kalıyor. Bir taraftan ABD'nin haydutça hareketleri, bir taraftan Türkiye'nin Pençe Harekatı, bir taraftan barut fıçısına dönen Doğu Akdeniz, bir taraftan Rusya'nın İdlip oyunbozanlığı, bir taraftan Çin-ABD gerginliği, bir taraftan İran-ABD gelişmesi, her şeyden önemlisi de ABD'nin Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan boyunca uzanan yeni askeri ablukası.
ABD'nin Türkiye'ye PKK-Peşmerge görünümlü Kuzey Irak üzerinden başlattığı saldırıya karşı Pençe Harekatı toplum gündeminden çok uzakta kaldı. Oysa bir Fırat Kalkanı, bir Zeytin Dalı kadar büyük öneme sahip bir operasyon. Bu harekatlardan farkı bu sefer işin içinde PKK-PYD ve Peşmerge kılığında ABD'nin general seviyesinde askerleri devrede. ABD'nin son sistem silahları da hakeza. Pençe harekatı kapsamında fiili olarak ABD ile savaştayız. ABD'nin bunu açıklayabilecek durumu da yok.
İşin sırrı ise denemeler dışında fiili olarak hiç kullanmadığımız Bora Füzesi ilk defa devreye konuldu. İddialara göre bu füzenin kullanılması stratejik önemli bir hamle. Bugünlerde ABD'nin sudan bahanelerle S-400 üzerinden çırpınışının Bora Füzesinin verdiği tahribatın etkisi olmasın diye sormak gerek. Bora Füzesi ile Türkiye neyi önledi? Neyi imha etti? ABD'nin önemli bir sinir noktasını imha etmiş olmayalım? Belki de bölge operasyonlarını yöneten kurmay kadrosu etkisiz hale gelmiştir?
Neyse İstanbul seçimlerine geri dönecek olursak, İstanbul seçimlerinin sonuçlarını adayların performansları ve izlenecek stratejiler belirleyecektir. 31 Mart Ekrem İmamoğlu'nun seçim başarısı değildir. AK Parti'nin başarısızlığı ve ihmallerinin sonucudur. Sahip çıkılamayan sandıklar, samimi ve cefakar seçmen tabanını öteleyen bürokrat ve siyasetçi anlayışı 31 Mart'ta seçim kaosuna neden oldu. Allah çalışana verir. Her seçimin yeni bir başlangıç olduğunu unutan anlayış kaybetti aslında.
Şimdi AK Parti açısından 31 Mart'ta sandıklarda gösterilen, teşkilatlarda gösterilen stratejilerde gösterilen zaafiyetlerden alınan ders oranında 23 Haziran'ı etkileyecek. Buna karşılık AK Parti'nin sandık müşahidinden parti kurmaylarına kadar oluşan zafiyeti fırsat bilerek sandık hakimiyeti ile ön plana çıkan Ekrem İmamoğlu elde ettiği psikolojik üstünlüğü koruyup koruyamaması seçimin sonucunu etkileyecek.
31 Mart seçimlerinde kazanan Ekrem İmamoğlu değildi. Kaybeden AK Parti'nin zaaflarıydı. Şimdi ise AK Parti zaaflarını kapata bildiği ölçüde kazanacak. Ekrem İmamoğlu ise bu sefer dizginlemekte zorluk çektiği zaafları ölçüsünde kaybedecek. Sonuçta İstanbul seçimlerinin sonucunu son haftaya girerken oluşacak toplumsal algı belirleyecek.
Cuma'nın hayrı üzerinize olsun…