Gazeteci ve İstanbul Seyyahı Fahri Sarrafoğlu, Medya Platformu'nun misafiri olarak gençlerle bir araya gelerek onlara İstanbul'un saklı hazinelerini anlattı. İstanbul'un maddi hazinelerinden ziyade manevi hazinelerine de sahip çıkılması gerektiğine işaret eden Sarrafoğlu, özellikle gelecek neslin İstanbul'u iyi tanıması gerektiğini vurguladı.
İstanbul Seyyahı ve gazetemiz yazarlarından Fahri Sarrafoğlu, Medya Platformu’nun düzenlediği “İstanbul Konuşmaları” etkinliğinde gençlerle buluştu. İstanbul’un sadece maddi değil, manevi hazinelerine de sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Sarrafoğlu, şehrin derin hikâyelerini ve ecdadın vefa örneklerini paylaştı.
"İSTANBUL BİZİM SESSİZ ÖĞRETMENİMİZDİR"
Medya Platformu Başkanı Ahmet Durkaya ve Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çınar’ın da katılımıyla gerçekleşen söyleşide Fahri Sarrafoğlu, İstanbul’a bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade etti. İstanbul'un bir "atlama taşı" olarak görülmemesi gerektiğini belirten Sarrafoğlu, şu ifadeleri kullandı: "İstanbul sadece para kazanılan veya eğlenilen bir yer değildir; o bizim sessiz öğretmenimizdir. Her taşının bir hikâyesi vardır. Resulullah (s.a.v) Efendimizin işaret ettiği bu şehrin hikmetini arayıp bulmalı, yaşamalı ve yaşatmalıyız. Gezip gördüğümüz her eser bize birer emanettir."
AYASOFYA’DAN ÖNCE FATİH SULTAN ZİYARETİ
İstanbul’un fethi ve sembol yapıları arasındaki hiyerarşiye dikkat çeken Sarrafoğlu, Ayasofya Camii’ne gösterilen ilginin sevindirici olduğunu ancak fethin mimarlarının ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Sarrafoğlu, "Ayasofya bizim fetih sembolümüzdür ancak onu bize ikram eden Fatih Sultan Mehmet Han’ı, Akşemseddin’i ve kahraman askerleri unutmamalıyız. Önce şehrin ilk padişahı Fatih’in türbesi ziyaret edilmeli, selam verilmeli, ardından Ayasofya’ya gidilmelidir" diyerek vefa vurgusu yaptı.
OSMANLI’NIN TEK KADIN PAŞASI
Söyleşinin en dikkat çekici kısımlarından biri ise Osmanlı tarihinde "Paşa" unvanını alan tek kadın olan Prenses Emine Hanım’ın hikayesi oldu. Sultan II. Abdülhamid tarafından dirayeti, otoritesi ve hayırseverliği nedeniyle bu unvana layık görülen Emine Valide Paşa’nın trajikomik bir bürokratik engel nedeniyle Bebek’teki yalısını Mısır’a bağışladığı anlatıldı: Emine Valide Paşa, Bebek’teki muazzam yalısını yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne bağışlamak ister. Tapu işlemleri sırasında, o dönem yasaklanan "paşa" unvanı yerine kendisine "Bebekli Emine Hanım" diye hitap edilir. Sultanın verdiği unvanın yok sayılmasına sinirlenen Valide Paşa, bağıştan vazgeçerek yalıyı Mısır hükümetine devreder. Bu yapı, günümüzde halen Mısır Konsolosluğu olarak hizmet vermektedir. Söyleşi, platform üyelerinin İstanbul’un gizli tarihi ve kültürel dokusu üzerine sordukları sorularla sona erdi.