Kabuğu soyulmuş karpuz!

Yaz geldi. Ortalık fena halde sıcak. Herkes gölgelik arıyor. Uğrak yerler azaldı. Caddelerde aylak aylak dolaşanlar çoğaldı. İnanın caddelere nasıl fırladıklarının farkında bile değiller. Hayalet gibi dolaşanların başında kendinden geçenler var.

Sokaktayım. Fena halde başıma sıcak geçti. Bugün bir başkadır sokakların hali. Yazın neşesinden çok sonbaharın hüznü etrafı kaplamış gibi. Dışarıdakiler kabak çiçeği gibi açılmışlar. Yaprak dökümünü de yaşıyorlar. Yüzleri gülüyor içleri kan ağlıyor. Bu hüznün eleminden olmalıdır bir kısmı üzerine bir şey almayı unutmuş da sokağa öyle fırlamışlar. Caddelerde dolaşırken attıkları kahkahaların altında büyük bir elem var. Gençler yetişkinlere inat neşeli gibi görünüyor, yetişkinlerin büyük kısmı hüzünle buna iştirak ediyor.

Karmaşık duygularla caddede yürürken harbiden başıma güneş geçti. Serin bir yer aradım. Herkesin gittiği mekanlardan birine uğradım.

Bu şehirde insanlar en çok manavlara uğrar. Marketlerde de güzelce donatılmış manav reyonları var. Önce serinlemek için tur atarlar içerde. Sonra doğal güzellikler diyarı manav reyonuna varırlar. Dışarıdaki sıcaklığı, caddede yürüyenleri unuturlar.

Güzelliklerin doğal halleriyle tezgahta yerlerini aldıklarını görürsünüz. Burada renkleri, biçimleri, tatları, kokuları apayrı şeyler var. Her bir sebze ve meyve natural halleriyle arzı endam ederek seslenirler size:

— Bizi al. Arzularına göreyiz. Fiyatlar da ederimiz değil.

Bu güzel sesleri, manav reyonundaki konuşmaları duyarken cırtlak bir ses işitildi derinden.

— Kabuğu soyulmuş karpuz, kesmece karpuz burada. Buraya gel buraya.

Evet bu insan sesiydi. Elinde bıçak vardı. Bakışları rahatsız ediciydi. Dili elindeki bıçaktan daha fazla güzellikleri doğruyordu.

Almak ister misiniz soyulmuş karpuzu!

Yahu dışına bakıp içindeki güzelliği merak ederek almak isteriz karpuzu. Neylersiniz, bu çolbaz manav ısrarla kesmece karpuz, kabuğu soyulmuş karpuz burada diye bağırmaya devam etti.

Döndüm bir manava baktım bir kabuğu soyulmuş kesmece karpuza bir de hiç ellenmemiş doğal olana ve içi merak uyandırana. Şaşırdım kaldım oracıkta olanlara. Kimse dönüp bakmaz o soyulmuş karpuzların yüzüne dedim. Çünkü börtü böcekler, kirli hava ve nazarlar konmuştu kabuğu soyulmuş karpuzun üzerine. Hem tablacısına ihanet etmişti o karpuz hem geldiği bostana hem de gidilmek ve sunulmak istenilen güzel nazarlara.

Akşamları herkes evine gittiğinde, sokaklarda sadece köpekler ve kediler kaldığında; marketin kapıları kapatılmadan, manav reyonunun üzeri örtülmeden kabuğu soyulmuş karpuzlar öncelikle çöplüğe atılmak üzere tezgahtan alınır sepete konulurdu. Hüzünle anlardınız kabuğu soyulmuş karpuzların manavda artık yeri olmadığını. Ama kabuğu soyulmuş karpuz istemişti bu tarzda tezgahın üzerine koyulmayı. Sonunun hazin olacağını kestirememişti.

Tezgahtaki karpuzlar bilhassa kabuğu soyulmuş karpuzlar farklı duruyordu. Taze olanlar anlık da olsa iştahları cezbediyordu. Vakti geçmiş ve pörsümüş olanların kabukları soyulmuş olarak tezgahta durmasıysa tiksinti veriyordu.

Elinizde olmadan sesleniyorsunuz manava yüreğiniz acıyarak ve aklınız bu akılsızlığı akla sığdırmayarak.

— Çabuk vakti geçmiş, kabuğu soyulmuş karpuzları kaldırın tezgahtan ta ki diğerlerine haksızlık olmasın.

— Beyefendi ne oluyor size öyle. Konuşup duruyorsunuz. Vallahi reyondaki bütün karpuzları da ellediniz. İtiraf etmeliyim! İlk defa siz bu kadar farklı davrandınız karpuzlara. İsterseniz karpuzu kesmece vereyim. Kabuğunu da soyabilirim.

— Hayır! Hayır hayır! Kesmeyin karpuzları, soymayın kabuklarını lütfen. N'olursunuz oldukları gibi kalsınlar. Baksanıza! Kestiğiniz, kabuğunu soyduğunuz anda pörsümeye, aslı gibi kalmamaya başlıyorlar.

— Sakin olun efendim sakin. Doğrandıkça, soyuldukça artan ve müşterisi çoğalan karpuzlardır. Bakın tadına. Bunlar kesmece karpuzlar. Gözünüz ve ağzınıza layık oluyor doğrandıkça.

— Lütfen! Kesmeyelim, doğramayalım artık. Oldukları gibi güzel kalsınlar. Sadece sahiplerine soyunsunlar.

— Sizi pek anlayamadım efendim! Neyse hangi karpuzu vereyim.

— Şunu, en yeşil olanı, tarladan kopartılmış haliyle kalanı ver. Bahtıma ne çıktıysa razıyım.

— Laf aramızda efendim! Malın iyisinden anlarmışsınız yani.

Serinlemiştim marketteki manav reyonunda. Aldım karpuzumu elime. Gelinlik kız gibi beyazlar içinde bir yeşildi o. Sokağa çıktım ki aman Allah'ım sıcaklık o biçim!

Kalabalıklar içinden hızlıca eve geldim.

Önce suyun altında ıslatıp üstünü başını temizledim.

Serinlemesini istediğim için dolaba yerleştirdim.

Bir ömür serinliğini duymak için beklemeye koyuldum.

Ömrüm boyunca her karpuz kesişimde bu yolculuğu hatırladım.