Kader Türkiye’mizden Yanadır

Her şey aslına rücu eder…

Binlerce yıllık insanlık tarihinin uzun bir kesitinde ve dünyanın hayli geniş bir coğrafyasında hükmetmiş; şehirler ve ülkeler fethetmiş, medeniyetler kurmuş ve medeniyetler yıkmış bir imparatorluğun mükedder varisleriyiz.

"Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!

Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin,

Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin!"

Bu dizeler merhum Mehmet Akif Ersoy’a ait. Ne vakit, insanlık tarihinin iki ihtişamlı devri olan Selçuklu ve Osmanlı devrinden kalma bir eser görsem, kulaklarımda bu dizeler yankılanıyor. Her muhteşem esere hayranlık nazarıyla bakarken bu dizeleri mırıldanıyorum. Evet; “"Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz…”

İçimizde bugünkü perişan halimize karşı bir kızgınlık ve tarihimizdeki ihtişamlı günlere dair bir özlem olsa da umutsuzluğa düşmüş değiliz. Zira Müslüman için umutsuzluk hali mümkün olamaz. Bazen farkında bile değilken kader sizi bir şeye hazırlar ve kendinizi daha önce hayal bile etmediğiniz bir yerde ve konumdu bulursunuz. Canımız Türkiye’miz için yine böyle bir halin söz konusu olduğu inancındayım. Bu yazı birazda tarihe not düşmek için yazılmıştır.

Türkiye’nin Libya’da, Azerbaycan’da, Sudan’da, Suriye’de, Gazze’de ve son olarak İran-İsrail-Amerika savaşında izlediği stratejik politikalar ve attığı cesur adımlar bütün dünyanın dikkatini çekti. Savunma sanayiindeki ve özellikle insansız hava araçlarındaki başarılarımız bütün dünyanın dilinde. Bugün ordusunun ihtiyaçlarını %80 düzeyinde kendi karşılayabilen bir ülkeyiz.

Bir diğer husus, biz dünyanın gönlünü kazanmış, dünyanın dört bir yanında eserleri ve hatıraları olan ve bugün hala özlemle anılan bir medeniyete sahibiz. Bizim tarihimizde sömürü ve soykırım yok. Nitekim İstanbul henüz daha fethedilmemişken Grandük Lukas Notoras; "Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim" demiş, benzer şekilde Balkanlar'daki Ortodokslar Osmanlı yönetimini Katolik Macar ve Venediklilere tercih etmişlerdir (Afyoncu, 2017).

Ve bugün dünyanın afakı zifiri bir karanlıkla kaplı. Müsebbipleri, kendilerini dünyanın efendileri olarak gören hırsızlar, çocuk istismarcıları ve kan tüccarları. Ellerinde milyonlarca mazlumun kanı var. Çok yakın bir gelecekte Adil-i Mutlak olan Allah’ın adaleti ve intikamıyla yüzleşecekler. Yaşattıklarının çok daha fazlasını yaşayacakları ibretlik bir sona doğru koşar adım yaklaşıyorlar. Perde yırtıldı, maskeler düştü ve insanlık yeni bir doğuşun şafağında.

Amerika’nın neredeyse 100 yıldır işgal altında tuttuğu, askeri üsler inşa ettiği, yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürdüğü Ortadoğu’daki sadık Amerikan dostları yani Arap ülkelerinin liderleri derin bir sükût-u hayal içerisindeler. Çünkü sahipleri İran’ın saldırılarına karşı bırakın onları korumayı kendi askerlerini ve askeri üslerini dahi koruyamadı. Bunun ne demek olduğunu ve dünyanın politik yörüngesinde hangi değişimlere yol açacağını yakın gelecekte hep birlikte göreceğiz.

Gaybı ve doğrusunu yalnızca Allah bilir, bunu ikrar ederek geleceğe dair düşüncelerimi yazarak sözlerimi sonlandıracağım. Kader, canımız Türkiye’mize bir kez daha tarihi bir mesuliyet vermiştir. Türkiye başta Müslümanlar olmak üzere dünyanın tüm masum ve mazlum toplumlarının umududur. Sanayileşmeyle birlikte batıya yönelen güç ve zenginlik yeniden doğuya geçecektir. Çin, Rusya ve Türkiye dünyanın yeni süper güçleri olacaktır. Türkiye’ye, özellikle körfez bölgesinden güçlü bir sermaye akışı olacak ve bu ülkemizin ekonomik bağımsızlığını destekleyecektir. Türkiye özellikle savunma sanayiindeki gücü ve caydırıcılığıyla yeni güvenli liman olacaktır. Yaşayanlar, “zulmün sinesinden umudun ve kurtuluşun fışkıracağına” ve Türkiye Yüzyılının başlayacağına şahit olacaktır…

Vesselam…