Kadın ontolojisi ve yaşama enerjisi

Kadın ontolojisini anlamak için önce insan varoluşunun en derin dinamiklerinden biri olan yaşama enerjisi kavramını anlamak gerekir. Yaşama enerjisi, yaşamın kendisini hareket ettiren yaratıcı dinamik, varoluşsal arzu, özgürlük iradesi ve insanın kendini aşma potansiyelidir. İnsan hayatının içindeki sevme, yaratma, bağ kurma ve kendini gerçekleştirme kapasitesi yaşama enerjisinin derin tezahürleridir.

Tarih boyunca doğmatik, kültürel ve politik sistemler, insanın yaşama enerjisini özellikle kadın üzerinden kontrol etmeye çalışmışlardır. Kadın ontolojisi, otoriter güçlerin en yoğun denetim altına aldığı alanlardan biri olmuştur. Bu nedenle kadın ontolojisi meselesi, aynı zamanda yaşama enerjisinin özgürleşmesi meselesidir.

Tarih boyunca birçok doğmatik ve geleneksel sistem, kadın ontolojisine ve yaşama enerjisine karşı temelde düşmanca bir tavır geliştirmiştir. Kadın ontolojisi, çoğu kültürde kontrol edilmesi gereken bir tehlike ve fitne olarak görülmüştür. İtaat zihniyeti, kadını bastırmayı, ontolojik düzeyde bir iktidar meselesi olarak görmektedir.Bu yüzden kadın ontolojisi çoğu gelenekte özgür bir varlık ontolojisi olarak değil, itaat ontolojisi olarak kurulmuştur. Kadın, itaat eden eş, kız ve beden olduğu sürece değer görmüştür. Kadının giyinmesi, konuşması, gülmesi, davranması, düşünmesi, hep dış otoriteler tarafından belirlenmektedir. İtaat ontolojisinde kadın, insanlığın özgür bireyi olarak değil, denetlenmesi gereken nesne olarak değerlendirilmektedir. İtaat ontolojisinde kadının yaşama enerjisi bastırılmakta, korku, korkutma, sınırlar ve yasaklar dayatılmaktadır. Namus nesnesi, erkeğin uzantısı ve toplumsal düzenin koruyucusu gibi görevler, kadını hep başkalarının belirlediği sınırlar ve roller içinde yaşamaya mahkum bırakmaktadır.Kadının yaşama enerjisi bastırıldığında, insanın disiplin ve zaptü rapt altına alınacağı vehmedilmektedir. İtaat ontolojisi, kadının hayatı sürdürme ve yaratma gücünü kısırlaştırmakta, köreltmekte ve karartmaktadır.

Yeni bir kadın ontolojisinin geliştirilmesi için kadının yaşama enerjisinin bastırılmaması olmazsa olmazdır. Kadın ontolojisine insanileştirilmiş ve özgürleştirilmiş bir perspektifden bakmak lazımdır.Kadın, sadece cinsel bir bedenden, rolden ve kültürel taşıyıcıdan ibaret bir nesne değildir.Kadın, hayatı yaşayan ve yapan yaratıcı bir bireydir.Kadın, bedeniyle, arzularıyla, idealleriyle, düşleriyle, düşünceleriyle, maneviyatıyla, bütün varoluş boyutlarında kendisini gerçekleştirebilecek özgür bir bireydir. Kadının varouş alanlarına ve tecrübelerine, dışarıdan zoraki ve zorbaca müdahale etmemek lazımdır.

Kadın ontolojisi, maneviyat ontolojisidir. Kadın ontolojisi, kadın maneviyatını içsel özgürlük ve olgunlaşma alanı olarak görmektedir. Kadın maneviyatı, ataerkil ve eril bir şekilde dizayn edilemez. Kadın maneviyatı, kadınca olmalıdır.Ontolojik olarak kendini özgürleştiren ve olgunlaştıran kadın, maneviyatını da olgunlaştırır ve geliştirir.Beden, arzu ve sevgi, kadının varouşsal ve manevi kaynakları ve enerjisidirler. Özgür ve olgun maneviyat, itaate ve korkuya değil, sevgiye ve varoluşsal derinliğe, genişliğe ve çeşitliliğe dayanır.Özgür maneviyat, kadını korkutmayla kontrol edilmesi gereken bir nesne olarak değil, özgür bir bir yaşam gücü olarak görmektedir.

Kadın ontolojisi, kadını emir alan varlık, boyun eğen beden ve otoriteye teslim olan zihin olarak görmemektedir. Kadın, düşünen, arzu eden, düşleyen, yapan ve üreten özgürlük ve onur sahibi bireydir. Özgürlüğe dayalı bir kadın ontolojisi geliştirilmeden özgürlükçü bir insan ontolojisi ve antropolojisi üretmek mümkün değildir.Kadının yaşama enerjisini bastırmak, hayatı ve insanlığı bastırmaktır, yaralamaktır ve sakatlamaktır.İnsanın özgürleşmesinin ve olgunlaşmasının yolu, kadının yaşama enerjisinin olgunlaştırılmasından, geliştirilmesinden ve özgürleştirilmesinden geçmektedir.Kadını ve hayatı bastırma sapkınlığından vazgeçmek, insanlığımız ve dünyamız için atacağımız en devrimci dönüşüm ve değişimdir.