Kalbe denk…

Güney Koreli Yazar Byung-Chul Han, Ötekini Kovmak kitabında “Ötekinin negatifliği, kendiye şekil ve ölçü verir. O olmadan, aynı aşırı çoğalır. Kendi, aynı ile özdeş değildir. Kendi, her zaman ötekiyle birlikte ortaya çıkar.” der.

Günümüz toplumlarında maalesef ki farklılıklara tahammül azaldı. Herkesin tek tipleştirilmeye çalışıldığı bir mecrada ortaya çıkacak olan durum aynının teröründen başka bir şey olmayacaktır. Herkesin aynı olduğu yerde iradesi olan bir insandan öte birbirinin benzeri olan robotlardan bahsedilebilir.

Aynı dili konuşup bir türlü anlaşamayan insanlarız biz. Kelimelerimiz ortak, seslerimiz tanıdık ama kalplerimiz çoğu zaman başka lisanda atıyor. Belki de mesele dilde değil duyguda ve karşılıklı aynı dili konuşmaktan ziyade birbirine girift iki duyguyu aynı anda hissedebilmektedir. Çünkü kelimeler, çoğu zaman üzerimize giydiğimiz kıyafetlerdir. Hayat dediğimiz o büyük sahnede, kiminin kelimesi bol gelir, kimininki dar. Kelimelerin arkasına gizlediğimiz ruhumuzdur çoğu zaman, görünmesini istediğimiz.

Oğuz Atay, “Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler. Ağzına dolar insanın. Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır.” der. Bizim de çoğu zaman yaralandığımız yer, başkalarının değil, kendi kelimelerimizin açtığı yaralardır. Çünkü kelime cümleye dönüştüğü anda masumiyetini yitirir; hükme dönüşür. Ve her hüküm, hâkim olmanın yanında biraz da mahkûmiyet barındırır.

Bugün en çok karıştırdığımız şey de budur: Muhatabımızdan nedir istediğimiz: Anlaşmak mı; anlamak mı?

Anlaşmak; pazarlık ister, güç ister, galip gelmeyi gerektirir. Tarihte anlaşmalar hep savaşlardan sonra imzalanmıştır. Anlaşma maddelerini her zaman kazananlar yazmıştır. Kaybedenlerin payına ise sessiz bir kabulleniş düşer.

Oysa insan ilişkileri bir savaş meydanı değildir. İnsan, işgal edilecek bir toprak değil; hissedilmesi gereken bir kalptir. İnsanlar, anlaşmak değil; anlamak ister esasen. Anlamak beklentiden beridir.

Aynı gemiye farklı limanlardan binmiş olsak da aynı denizde yol alıyoruz. Aynı rüzgârla, aynı dalgalarla, aynı sorunlarla boğuşuyoruz. Gemi su alırsa bedeli tüm mürettebat ödeyecek.

Anlamak eylemi anlatmaya yahut anlaşılma beklentisine dönüştüğü zaman insan kendini ifade etmek yerine ispat etmeye çalışır. İspat meselesi ise kendini kabullendirmeye dönüşür. İspat, insanın kendi olma yolculuğundaki en büyük engellerdendir.

Anlamak, anlatmaktan daha derin bir iştir. Gayesi anlamak olan bir nefes, anlaşmaktan çok daha değerlidir. Çünkü anlatmak çoğu zaman deveye hendek atlatmaya benzer; zahmetlidir ve çoğu zaman karşılık bulmaz. Oysa anlamak, iki yaranın birbirine iyi gelmesidir. Yarayı saklamadan, süslemeden, inkâr etmeden... Bu yüzdendir insanları birbirine yaklaştıran şey aynı şeyi düşüyor olmaları değil, aynı şeyi hissediyor olmalarıdır. Dili farklı olsa da yarası ortak olanlar birbirine dağ olur, destek olur.

Bu destek bir beklenti hali değil, kişinin var olma gayesidir. Bir insanın size değer vermesi tesadüf değildir. Çoğu zaman bu, kendini değersiz hissetmenin ne demek olduğunu daha önce yaşamış olmasındandır. Yaşadığı hüznü başkasının yaşamasını istememesindendir. Sizin hayatınızdaki eksiği doldurmak için değil; kendi eksikliğini sizde tamamladığını hissettiği için hayatınızdadır. Çünkü herkes kendi içindeki boşluğu, yanında kendi olabildiği kişilerle doldurur ve bu Allah’ın size bir lütfudur. Ki insan, sahip olduğu kalbe denk gelir.

Enfal Suresi’nin 63. ayetinde bu hakikate dikkat çekilir: “Ve Allah, onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin; fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.” Demek ki kalpleri birleştirmek, kelimelerin ve anlaşmaların harcı değildir. Bu, daha derin bir hikmettir.

Böyle biri varsa hayatınızda, onunla olduğunuz zamanlarda mutluluğun tadını çıkarın. O kişiyi dert etmeyin. Sizin mutlu olmanız, onu zaten ziyadesiyle mutlu edecektir. Çünkü bir insana verdiğiniz değer, aslında kendinizi önemsediğiniz içindir. İnsan, kendini önemsemeden başkasını önemseyemez.

Geçmiş zaman odur ki, anlatılır; İki derviş bir ağacın altında tek kelime etmeden saatlerce otururlar. Sonra ayrılmak için ayağa kalktıklarında: “Ne de güzel sohbet ettik.” demişler. Anlam, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar derin ve yücedir.

Anlaşmak için aynı dili konuşmak yahut konuşmanın bizzat kendisine gerek yoktur. Çünkü diller öğrenilir, kelimeler ezberlenir, cümleler kurulup yıkılır, ama anlamak daha engin bir hikmettir. Bütün mesele, kelimelerin bittiği yerde birbirine iyi gelebilmektir.

Kendinizi anlatmaya ihtiyaç duymayacağınız kalbi kalbinize dost insanlara denk gelesiniz.