KALEM ÇİLESİ

Yazınsal sahanın çilesi olmalı; okumaya aşinalığı olmayan insanların kalemi teşhir çabasıu2026 Kabiliyetle, iradeyle, vicdanla bütünleşemeyen bilginin yanında ilimden yoksul duygu kalabalıklarıu2026

Yazınsal sahanın çilesi olmalı; okumaya aşinalığı olmayan insanların kalemi teşhir çabası… Kabiliyetle, iradeyle, vicdanla bütünleşemeyen bilginin yanında ilimden yoksul duygu kalabalıkları…

Çağların kervanlarla göçlerle, zindanlarla, çile ağrılarıyla günümüze taşıdığı manayı keşfetme çabasında olmayanlar ne bilsin onun, onurlu ağırlığı altında mahcup olmayı…

Kalbini bir sözcüğün endamıyla buluşturabilmek, bir tümcenin başkalığıyla tutuşturabilmek uğruna kurşun kalemi saatlerce seyre dalanların yorgunluğunu ne bilsin kelamı "sanat" adı altında lahzaların tuşlarına sıkıştırıverenler? Kırgın bir mum ışığında; sabırla, aşkla bir kerecik yürümeyenler?

Nereden bilinsin niteliğin; sancılı bir geceden sabaha ulaştırdığı? Nereden bilinsin kelamın, azimli bir perişanlığın izlerini taşıdığı? Nereden bilinsin bir yakarış hüviyetine büründüğünü sözlerin; sözün de anlamadığı?

Böyle basit, böyle ağrısız, böyle sıradan mı olmalıydı?

Yani kelam yolculuğunu senelere pay eden ve kademeli bir terakkiye mahkûm edenler, böyle buruk bir tebessümle mi izlemeliydi zahiri tanışıklıkların kolaya döküldüğü ortamlardan medet umanları?
Oysa yazmak, yaşamak kadar çetin bir sevda olmalı… Ateşin kapısını edepli bir boyun büküşle çalmak; "Ben" demeden önce, "ben"i geride bırakarak… Ama yıkmadan idrak duvarını; ben'in farkında olarak…

Şahsiyetli bir itirafta bulunalım; emek ve özen barındırmayan, doludizgin koşan, gönülden kopmadığı belli olan, adeta kendisini kaleme alan ellerle yarışa çıkan paylaşımları gördüğümüzde; ses, ahenk ve duygunun, konfor önünde durduğu zamanları özlemiyor muyuz? Sabırlı bir bekleyişin kapısından buyur edilen kelimelerde huzur bulmayı?

Sadece yazının değil, şiirin, musikinin, resmin, ezcümle sanatın her dalı ile birlikte büyük uğraşlarla inşa edilen karakterlerin sıradan ortamlara taşındığı zamanları adımlıyoruz. Empati yeteneğini kaybettiğimiz, başarıya çelme taktığımız, ruhlara ulaşamadığımız, kaliteyi harcadığımız, kendimizde olanları değil de olmayanları büyük kelimelerle insanlığa sunduğumuz zamanları… Kişilerin yaş, statü, konum, tecrübe gözetmeksizin kendisi dışında herkesle, her şeyle rekabet halinde olduğu zamanları…

Kalplerimizin cümle lüzumsuzlukla meşgul olmayı seçtiği bu süreçte yeniden yetişti içimizin çöllerine bir yağmur gibi Ramazan… Belki kırgın bir eda ile buldu bizi, belki dargın, yine de geldi… Düzelmemize, silkelenmemize, eksik taraflarımızı yeniden gözden geçirmemize, tefekkür etmemize imkan teşkil eden bir armağan getirdi.

Bir daha Sevgili suretinde elimizden tutacak bu güzide aya kavuşur muyuz bilinmez… Güzel icra etmek ve O'nu incitmeden uğurlamak dilekleri ile…