Kalp sekteye uğradığı zaman

“Evet, nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâü'l-hayatı neşreden o cism-i sanevberî, bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesiyle kaimdir; sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar.

Kezalik, o lâtife-i Rabbaniye a'mâl ve ahvâl ve mâneviyatın hey'et-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle, mahiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır.”

— Bediüzzaman Said Nursi (İşârâtü’l-İ’câz)


Bu satırlar, mühim bir tefekkürün kapısını aralayan bir esenlik kaynağıdır. Allah Bediüzzaman Hazretleri’nden ebediyen razı olsun; bizleri de Risale-i Nur’un bu feyizli deryasından hakkıyla istifade edenlerden eylesin. Bu yazı, zikredilen hakikatli dersin ruhumuza üflediği ilhamla kaleme alınmıştır.

Maddi Kalbin Sukutu, Manevi Kalbin Ölümü

Çam kozalağını andıran o et parçası, yani maddi kalbimiz, Cenab-ı Hakk’ın izni ve inayetiyle bedenin her bir zerresine kan pompalayan muazzam bir hayat makinesidir. Maddi varlığımızın devamı, bu saatin durmaksızın işlemesine bağlıdır. O mekanizma bir anlığına sekteye uğradığında, koca bir beden ansızın yere yığılır ve fani dünya bağını koparır.

Aynen bunun gibi, insanı "insan" kılan bir de manevi kalbimiz vardır. Eğer bu manevi merkez, ruhumuza ve duygularımıza o kutsal iksiri—yani başta sarsılmaz bir iman olmak üzere ahlak, fazilet ve marifetullahı—pompalayamazsa, orada da korkunç bir durma yaşanır. Manevi kalbi sekteye uğrayan bir insanın insaniyet yönü, ahlaki değerleri ve ulvi hasletleri bütünüyle çöker.

Bedenen yere yığılmış bir hastanın, o haliyle bir başkasına yardım etmesi imkânsızdır; zira kendisi muhtaç durumdadır. İşte bugün, etrafımızda gördüğümüz ehli küfrün ve ehli isyanın vicdani bir duruş sergileyememesi, insanlıktan ve merhametten uzaklaşması bu yüzdendir. Onların ruh dünyaları manen felç olmuştur. Merhamet, zarafet, nezaket ve İslam’ın emrettiği o güzel hasletler, çalışan bir kalbin alametleridir; durmuş bir kalpten bu canlılık emarelerini beklemek beyhudedir.

Manevi Komadaki Ruhlara Acil Müdahale

Sokakta kalp krizi geçiren birini gördüğümüzde ne yaparız? İnsanlar hemen etrafına toplanır; kimi kalp masajı yapar, kimi ambulans çağırır, kimi de "Açılın, rahat nefes alsın!" diyerek kalabalığı dağıtır, hastanın yakasını gevşetir. Dünyevi bir hayatı kurtarmak için gösterilen bu telaş ve çaba, acaba manen yere düşmüş, kalbi durma noktasına gelmiş insanlar için niçin gösterilmesin?

Manevi kalbi sekteye uğramış, hususan günahların ve şüphelerin pençesinde kıvranan gençliğe de aynı aciliyetle yaklaşmak zorundayız. Ancak burada metod mühimdir. Komadaki bir hastaya ayağa kalkıp yürümesini söyleyemeyeceğiniz gibi; manen yere serilmiş, imanı sarsılmış birine de doğrudan doğruya "Namaz kıl, oruç tut, şu kadar zikir çek" denilmez. O insan zira o an manevi bir komadadır.

Ona gereken ilk yardım; kalbini yeniden çalıştıracak, şüphelerini darmadağın edecek acil iman hakikatleridir. Akıl ve kalp planında onu ikna edecek, ruhuna yeniden iman nefesi üfleyecek hakikat damlalarıdır. Cenab-ı Hak, kalbi sekteye uğramış bu mahzun gönüllere, şefkatle ve doğru usulle el uzatabilmeyi bizlere nasip eylesin.

Heykel Olmaktan İnsan Olmaya

Neticede, maddi kalbin durması insanı hareketsiz, sessiz ve fani bir cesede çevirirken; manevi kalbin ölümü de insanı canlı bir heykel haline getirir. Sureten yaşayan ama manen cansız bir heykelden, insani bir vasıf beklemek akıl kârı değildir.

Rabbimiz bizleri hakkıyla "canlı" olanlardan eylesin; sureti insan, sireti taşlaşmış birer heykel olmaktan muhafaza buyursun. Bizleri hakiki insan kılacak yegâne iksir; başta Kelamullah olan Kur'an-ı Kerim, Efendimiz’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyye’si ve sırat-ı müstakim üzere giden Ehl-i Sünnet alimlerinin rehberliği ve ortaya koydukları hakikat eserleridir.

Mevla, bu nurani kaynaklardan istifademizi ve hissemizi ziyadeleştirsin. Amin.