Kapının anahtarı içerideydi

Ortadoğu’nun kaderi çoğu zaman dışarıdan çizilir sanılır. Oysa tarihin en büyük kırılmaları, çoğu kez içeriden gelen bir çatlakla başlar. Son günlerde İran cephesinden yansıyan gelişmeler de tam olarak böyle bir tabloyu işaret ediyor: İhanetin gölgesi içeriden düşmüş gibi görünüyor.

İsrail kaynaklarının dillendirdiği iddialar dikkat çekici.

“İstihbarat alınca saldırıyı öne çektik” ifadesi, sadece bir operasyonun zamanlamasını değil, aynı zamanda içeride bir sızıntının varlığını da düşündürüyor. Hamaney ve üst düzey isimlerin toplantı bilgisi dışarıya ulaşıyor ve hemen ardından saldırılar başlıyorsa, burada sorulması gereken esas soru şudur: Kapı gerçekten dışarıdan mı zorlandı, yoksa anahtar içeriden mi uzatıldı?

Daha dikkat çekici olan ise söylem değişikliği… Uzun süredir uluslararası arenada “nükleer mesele” üzerinden yürüyen tartışmaların bu saldırıda geri planda kalması, hedefin teknik değil siyasi olduğuna dair yorumları güçlendiriyor. Çünkü nükleer programdan bahsedilmeyen bir saldırı, aslında güç dengelerini ve liderlik mimarisini hedef alıyor olabilir.

İsrail tarafının fotoğraflar yayımlayacağı iddiası ise başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Bu görüntüler kim tarafından servis edildi? Böylesi hassas bilgilerin ve görüntülerin dışarıya taşınabilmesi, sadece teknolojik değil, aynı zamanda insani bir zafiyetin de göstergesi olabilir. Tarih, en güçlü görünen yapıların dahi içeriden çözüldüğüne defalarca şahitlik etmiştir. Hain içeriden olunca, hiçbir kapı kilidi yeterince güçlü değildir.

Diğer taraftan, ABD siyasetinden gelen açıklamalar da dikkatle okunmalı. Trump’ın “Yeni lider için çok iyi fikirlerimiz var” şeklindeki sözleri, bölgeyi yakından takip eden herkes için sadece bir cümle değil, bir mesaj niteliği taşıyor. Liderlerin adlarının açıkça telaffuz edilmediği ama senaryoların fısıldandığı dönemler, genellikle siyasi depremlerin habercisidir.

Bugün İran üzerinden yürüyen tartışma, aslında daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor:

Devletler yalnızca dış tehditlerle değil, içerideki sadakat krizleriyle de sınanırlar. Bir ülkenin en güçlü zırhı silahları değil, güven duygusudur. O güven sarsıldığında, en kalın duvarlar bile bir gecede anlamını yitirir.

Ortadoğu yine kritik bir eşikte… Ve bu eşikte görünen o ki mesele sadece savaş değil; kimin içeride, kimin dışarıda olduğunun yeniden yazıldığı bir güç mücadelesi.

Belki de asıl soru şudur: Düşman kapıya dayandığında mı tehlike büyüktür, yoksa düşman artık kapının anahtarını taşıdığında mı?