Kasko varsa trafik sigortası gereksizdir

Vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabını yapmak zorunda olduğu bir dönemde, devletin görevi aynı güvence için vatandaşa iki kez ödeme yaptırmak değil, sistemi daha adil ve daha akılcı hâle getirmektir. Ne yazık ki otomobil sigortacılığı alanında yıllardır süregelen bir uygulama, tam da bunun tersini yapıyor.

Bugün Türkiye'de bir araç sahibi, aracını en kapsamlı kasko poliçesiyle güvence altına alabilir. Üstelik bu poliçeye milyonlarca liralık, hatta sınırsız İhtiyari Mali Mesuliyet (İMM) teminatı ekletebilir. Bu teminat, meydana gelebilecek bir kazada karşı tarafa verilecek maddi ve bedeni zararları, zorunlu trafik sigortasının limitlerinin çok üzerinde karşılamayı taahhüt eder.

Yani vatandaş aslında devlete şu mesajı vermektedir:

"Ben karşı tarafa vereceğim zararın tamamını güvence altına aldım. Bunun için de yüksek prim ödedim."

Fakat buna rağmen devletin cevabı değişmiyor:

"Yine de zorunlu trafik sigortası yaptıracaksın."

Peki neden?

Çünkü kanun öyle diyor...

Oysa hukuk, hayatı kolaylaştırmak için vardır; vatandaşın aynı güvenceyi iki kez satın almasını zorunlu kılmak için değil.

Bugün gelişmiş ülkelerin büyük bölümünde sistem çok daha sade ve rasyonel işliyor. Devletin istediği tek şey, trafikte bulunan her aracın üçüncü kişilere vereceği zararların güvence altında olmasıdır. Bu güvence tek bir poliçeyle sağlanır. Dileyen sadece sorumluluk sigortası yaptırır, dileyen bunun üzerine kendi aracını da koruyan kapsamlı teminatları ekler.

Tek poliçe...

Tek kontrol...

Tek güvence...

Ne gereksiz evrak vardır ne de aynı risk için iki ayrı prim ödeme zorunluluğu...

Türkiye'de ise tam tersine bürokratik bir karmaşa yaşanıyor.

Bir tarafta zaten milyonlarca liralık İMM teminatı bulunan kapsamlı kasko poliçesi...

Diğer tarafta ise kanunen ayrıca yaptırılması zorunlu trafik sigortası...

İki poliçe de aynı amaca hizmet ediyor: Karşı tarafın zararını karşılamak.

Biri bunu çok daha yüksek limitlerle yaparken, diğeri daha düşük limitlerle aynı sorumluluğu tekrar ediyor.

Sonuç?

Vatandaş aynı güvence için iki kez para ödüyor.

Üstelik ödemezse aracı trafikten men ediliyor, idari para cezasıyla karşılaşıyor ve mağdur ediliyor.

Bu durum sigorta bilincini artırmıyor; aksine bilinçli tüketiciyi cezalandırıyor.

Sıklıkla dile getirilen "Trafik sigortası sosyal bir havuzdur, herkes katkı sağlamalıdır." savunması da artık yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü asıl amaç üçüncü kişilerin zararını güvence altına almaksa, milyonlarca liralık İMM teminatına sahip bir kasko poliçesi bu amacı zaten fazlasıyla yerine getirmektedir.

Teknolojinin geldiği noktada bunun denetlenmesi de son derece kolaydır.

Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) sayesinde bir aracın poliçesi, teminatları ve limitleri saniyeler içerisinde sorgulanabilmektedir.

Öyleyse şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Karşı tarafa verilecek zararı fazlasıyla güvence altına alan bir poliçe varken, vatandaşı neden ikinci bir poliçeye mecbur bırakıyoruz?

Artık sigortacılık anlayışımızı çağın gerisinde bırakan bu çift poliçe uygulaması gözden geçirilmelidir.

Devlet, belirlediği asgari trafik sigortası limitlerini karşılayan ve kesintisiz İMM teminatı bulunan kapsamlı kasko poliçelerini zorunlu trafik sigortasına eşdeğer kabul etmelidir.

Bu değişiklik yalnızca vatandaşın cebini korumaz; aynı zamanda daha güçlü teminatların tercih edilmesini teşvik eder, sigorta sektörünü kaliteye yönlendirir ve gereksiz bürokrasiyi ortadan kaldırır.

Çünkü gerçek reform, vatandaştan aynı güvence için iki kez ücret almak değil; aynı güvenceyi tek ve güçlü bir sistem altında toplamaktır.

Aksi hâlde yapılan işin adı güvence değil, çifte tahsilattır.

Ve bunun mantıklı bir izahı yoktur.