Kayıp bayramlar!..

0

Doların nereye çıkıp indiğinin yüzde biri kadar, "değerlerimizin" nereye çıkıp indiğiyle ilgilensek ne iyi olacak!..

Küresel kapitalizmin çarkları arasında eziliyoruz, bu "köle düzeni"ne karşı olduğumuzu söylesek de…

Ne yazık ki, bir şekilde "hizmet" ediyoruz bu "tüketen" düzene.

"2007-2017 yılları arasında, tam 142 Milyon 400 bin adet cep telefonu ithal ettiğimizi" hatırlatmıştım birkaç gün evvel.

Bunlar "resmiyetteki" rakamlar, gayri resmi yollarla girenlerin ne kadar olduğunu bilemiyoruz.

Diyelim ki, her yıl 15 milyon ithal cep telefonu…

Facia!..

Her çeşit "ithal" ürünü çılgınca tüketiyoruz, özellikle 1983'ten bu yana, gittikçe artan bir hızla.

"Çağ atlayınca" böyle oldu, "işini bilen" ve "Bir kereden bir şey olmaz!" diyen kullardan olduk!..

Sonra…

Çoğaldı o "bir kere"ler, başlangıcı kaybettik.

Efendim;

Kurban Bayramınız mübarek olsun.

Malûm "büyük göç" dalgası…

Milyonlarca vatan evladı, uzun tatili fırsat bilerek şehir dışına çıktı.

"Bol gürültülü, şeffaf görüntülü, vıcık vıcık nemli" tatillere 30 yıldır iltifat etmeyen bu kardeşiniz, bu sene de "köy havası"nı tercih etmiş bulunuyor.

Bulunuyor amma, bizim "zemin" de gün geçtikçe erimekte!..

Kastamonu'nun Kurban Bayramı'nı geçirmek üzere geldiğim güzel köyünde, "sabit nüfus" 20 yıl evvel 250 kadardı.

Şimdi, 15-20 kişi kalmış, çoğu yaşlı, birkaç genç, birkaç çocuk!..

Köy çok güzel, Allah'ım bin türlü nimet vermiş…

Vermiş de…

İnsanım çekilmiş buralardan…

Bilirsiniz;

"Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül muhabbet ister kahve bahane!"

Bir vakitler buralar hep tarla imiş, ekilmedik bir santimetrekarelik yer yok imiş…

Şimdilerde, "insansızlıktan" dolayı, neredeyse her yer ormana gitmiş.

Birkaç aile var şanlı direnişte, onlar da bıraksa köy kapanacak.

Köy kapandım mı çok kötü, köy kapandım mı koca bir kültür biter.

Anadolu'nun ruhu eksilir, köyler eksildikçe.

Şehirdeki köylüler "köylü" değillerdir artık, aslında şehirli de değillerdir!..

Köyde de "köylü" kalmazsa…

Köy biter.

Köy bittim mi çok şey biter, köksüz kalır koca bir toplum.

Köylerimiz eriyor günden güne ve mahallelerimiz de…

Buralarda, İstanbul, Ankara ve Kocaeli'nden gelen birkaç misafir bulduk…

Köylerimizin bitişinden dert yanarken bizler…

Bir dost, "mahallelerimiz"in de tükendiğinden bahis açtı.

Evet.

Doğru.

Bizler çocukken "sokağa" çıkardık her gün.

Çeşit çeşit oyunlarımız vardı, çılgınca oynardık.

Dizlerimizde eksik olmaz yaralar, her yanımızda "yaramazlık" izleri, günde belki 20 kilometre koşardık.

Arkadaşlarımdan hiçbiri "obez" değildi, hiç hatırlamam öylesini.

"Fit" çocuklardık, o kadar ki, direklere tırmanmak "çocuk oyuncağı"ydı bizim için.

Rahmetli Sıdıka Teyze ne çok kızardı öyle, "Tırmanarak hırsıza yol gösterdiğimiz" için!

Şimdi…

Çocuklar evlere mahkûm, ya da "AVM" denilen hapishanelere, vesaire…

İki yaşında bebekler görüyorum, ellerinde "küçük bilgisayarlar, cep telefonları" filan, saatlerce oynuyorlar, öyle oturdukları yerde.

Bizler mümkün değil duramazdık yerlerimizde, yarım saat yaramazlık yapmasak hayra yorulmazdı, öylesine enerji doluyduk, öylesine haşarı.

Hastane bahçelerinde ve pazarlarda "su" satardık…

Eski kitaplarımızdan, oyuncaklarımızdan "sergiler" yapardık, kazandığımız paraları da gider hep birlikte afiyetle yerdik.

Yenikapı'ya balık tutmak için giderdik, Çukurbostan'a maç için, bir de başka mahallelere "savaş" için…

Masum "su savaşları", ben genellikle "komutan" olurdum, sünnetten kalma "deniz subayı" kıyafetimle.

Şimdi çocukların sokakları yok, mahalleleri yok…

Beton çok, "arsa" yok.

"Şık" oyun alanları var, oralara giden de çok az…

Oyun alanlarının kenarlarında çocuklar görüyorum, cep telefonlarıyla oynayan!

Eskiden, eskiden…

Dedelerimiz, ninelerimiz…

Halalarımız, amcalarımız, dayılarımız, teyzelerimiz, kuzenlerimiz, eniştelerimiz, yengelerimiz vardı.

Bayramlarda büyük kalabalıklar olurdu evlerimizde, hele ailenin büyükleri bizim evdeyse, şenlik yeri.

Rahmetli Zeliha Teyzem her bayram mendil çorap verirdi, dolu dolu da öperdi.

Şimdi de teyzeler, halalar, enişteler vesaireler varlar da, sanki yok gibiler.

O vakitler 25 kuruşlar çok kıymetliydi… Şimdi 5 lira, 10 lira, 20 lira, 50 lira iş yapmaz; 100'er lira dağıtsan güç yetmez.

Zaten bekleyen de yok, çocukların her şeyleri var, kredi kartı her derde deva, yaşasın milli bankalarımız!..

Bir vakitler, otobüslerde büyüklere yer vermemek ne ayıptı, şimdi her elde telefon her kulakta kulaklık; "Şuna bak, utanmadan oturuyor!" bakışınıza muhatap genç bulmak neredeyse imkansız.

*****

Bayram bayram tadınızı kaçırmayayım…

Sızlanmak çözüm de getirmez üstelik, yapabileceksen bir şey yap, ne yapabileceksen onu yap…

Bendeniz, elimdeki kalemden istifadeyle bir çağrıda bulunsam…

Desem ki;

Bu tatilde ya da olmuyorsa bir dahaki tatilde…

Gidiniz lütfen köyünüze!..

Bir komşunun kapısını çalınız, elinizde hediye, bir bayram ziyaretine gidiniz.

Birer mendil, birer çorap çocuklar için, bir zamanlar maziye bak.

Yaşlıları ziyaret ediniz, benim bu yılki programımda var, en az sekiz hane, öpülesi eller.

Çocuklarımızla "sokağa" çıkmak ne iyi olur, bu Bayram çocuklar gibi eğlenmek.

Bizim köyde "kankam" var, ismi "Çap", insan canlısı bir köpek.

Onunla sohbet etmek ne iyi olacak ve onunla da bayramlaşmak.