Kenan Evren Diyarbakır cezaevi'ne gömülsün

0

"Evren radyoda konuşmaya başlayınca işkenceye ara verdiler. Sesler kesildi. İşkenceden Evren'in konuşmasını anlamakta güçlük çekiyordum. O konuşurken 5 dakika istirahat ettik. Konuşma bitince işkenceye devam ettiler. İşkence yapılanlara "kalp hastası" olduklarına dair kağıt imzalatıyorlardı. Ölüm gerekçesini önceden hazırlamış oluyorlardı. Darbeciler bir yandan işkence yapıyorlardı, diğer yandan ise ailemize psikolojik baskı uyguluyorlardı. Anneme: "oğlun işkence görüyor" haberi gönderiyorlardı. Bir gün annem Cezaevine geldi, "oğlum seni dövüyorlar mı" dedi. Üzülmesin diye, "hayır anne, dövmüyorlar, burada iyiyim" demiştim. Sonra annem üzüntüden hayatını kaybetti."

Bu cümleler, 12 Eylül askeri darbesinden sonra tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi'ne konan Ömer Ulak'a ait.

Ulak'ı dinlemeye devam edelim:

"Günde 1 bardak su hakkı vardı. İster onunla banyo yap, ister tuvalete git, istersen traş ol. Yemeklerimiz tabletti. Yarım ekmeği 4 kişi yiyordu. Tablet de adam başı 1 kaşık, vurduğunda bitiyordu. Her akşam işkence yapılıyordu, askerler koyun sürüsü gibi geliyor, dayak atıp gidiyorlardı. Bizim koğuşa kedi getirmişlerdi. O an kedi olmak istedim. Kediye bizim önümüzde et veriyorlardı. Kedi yiyordu, biz açlığımızdan geberiyordu. Bugün hala su içemiyorum. O dönem su içirmiyorlardı bize. Şuan doktor günde 3-4 litre su içmemi istiyor ama yapamıyorum. O günlerden kalma. O dönem defalarca intihar etmek istedim. Ancak ip bulamadım. Bugün hala kulaklarımda işkence sesleri var, uyuyamıyorum."

Ulak'ın acı dolu hikayesinin insana en çok dokunan kısmı da burası:

"Cezaevi'ne girdiğimde 40 günlük evliydim. Avukatlardan veya aileden birisi görüşmeye geldiğinde askerler sırtımıza binerdi veya coplaya coplaya bizi görüşme salonuna sürüklerlerdi. Anneme: "anne görüşmeye gelme, konuşmamız birkaç saniye oluyor" derdim. Ama yine gelirdi. Görüşme odasında biz tutuklular, boydan boya dizilirdik, ailelerimiz karşı tarafa dizilirdi. Arada camlar vardı. Bağırırdı herkes, "nasılsın, iyi misin" diye. Görüşme boyunca konuşmaya çalıştığımız tek kelime buydu"

Ne acı.!

Bu yaşananları kafanızda canlandırdığınız anda yanaklarınızdan süzülüyor gözyaşlarınız…

"Cemil'in annesi bana ricaya gelmiş. Ben rica için gelmedim. Seni öldürmek için geldim. Hele çık meydana, bakalım çıkabilecek misin? Senin oğlun kaçtı diyorlar. Oğlum nereye kaçabilir. Elini kolunu bağladılar. Nereye kaçabilir? Nereye gidebilir? Bir yere kaybolmaz. Cemil Can, annen seni aramaya geldi. Seni arıyor. (…) Sen o kadar insan öldürdün. Sen nice insanlar öldürdün Kenan Evren. Katil. Kan emici. Kan emici. (…) Yavrum Cemil… Yavrum Cemil…"

Bu ağıtları yakan, evladının ardından 33 yıl boyunca Yavrum Cemil Yavrum Can diye diye gözyaşı döken kişi ise Berfo Ana

12 Eylül döneminde gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır'ın annesi Berfo Ana…

Berfo Ana, yukarıda sözleri ölümünden birkaç ay önce Kenan Evren'e karşı söylemişti. Evren'e "katil" "kan emici" demişti. Az da söylemişti. Oğlunu 33 yıl boyunca aradı.

Hayattaki tek isteğini şöyle özetlemişti:

"hayattaki tek isteğim, oğlumun kemiklerini bulmak"

Bulamadan gitti. O isteği kursağında kalarak hayata gözlerini yumdu.

Pazar günü anneler günüydü. Anneler Günü'nün arifesinde Kenan Evren'in ölüm haberi geldi. Aslında sosyal medya kullanıcıları, Evren'in ölüm provasını daha önce çok yapmıştı. Evren, Twitter'da defalarca öldürülmüştü. Ama o gece gerçekten öldü. Kaderin cilvesi, binlerce çocuğa işkence yapılmasının, yüzlerce çocuktan gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamamasının, Erdal Eren gibi yaşları küçük olan çocukların yaşları büyütülerek idam edilmesinin müsebbibi olan Evren, tam da Anneler Günü'nün arifesinde hayatını kaybetti. Türkiye'de daha önce bir insanın ölümünün ardından bu kadar öfke kusuldu mu, bilmiyorum. Ama Evren'in ölümünün ardından binlerce insan öfkesini kustu.

O ölünce acı hatıralar canlandı.

İşkenceden ölen gençler, gözaltında kaybolan insanlar, Cumartesi Anneleri'nin gözyaşları, Berfo Ana, Ömer Ulak'ın üzüntüden ölen annesi gözlerimizde canlandı.

Acılarımız tazelendi.

Evren'in ölümünden hemen sonra en çok konuşulan konu "Teşekkürler Azrail" oldu. Herhalde bir insan için "en acı", geride bıraktıkları için ise "en utanç" tablo bu olsa gerek.

Şüphesiz her ölüm bir ibrettir.

Ancak en ibretlisi de, işkenceler sebebi ile 34 kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce insanın sakat kaldığı, onlarcasının delirdiği, 5 kişinin açlık direnişi nedeniyle hayatını kaybettiği, yaşanan onur ve haysiyet kırıcı muameleye toplumun dikkatini çekmek için 5 kişinin kendini asarak, 4 kişinin de kendisini yakarak hayatlarına son verdiği, dünyanın en kötü şöhretli 10 hapishanesinden birisi olan Diyarbakır Cezaevi'ne gömülmesi olacak Kenan evren'in.

Evet, Berfo Ana'nın "katil", "kan emici" dediği Kenan Evren, ibret-i alem için Diyarbakır Cezaevi'ne gömülsün.!