Yeni bir bilgiyle karşılaştığımızda bilginin kalıcı hale gelmesi ve mevcut bilgi ağlarıyla bütünleşmesi için “zamana" ihtiyaç duyulur mu?
Bu yazıda bu soru çerçevesinde yaşam yolunda sıkça rastlanan bir meseleye dikkat çekmek istiyorum
Eğitimcilerden öğrencilerin dersi bir anlatımda (kısa sürede) öğrenemedikleri konusunda çok sık şikâyet duyarım. Bazen bu şikâyetleri dinledikten sonra bir eğitimcinin bu konuları kaç yılda öğrendiğini düşünürüm! Şöyle ki kendisinin yıllar içerisinde öğrendiği bir konuyu öğrencinin bir duymada veya birkaç saniyede öğrenmesi mümkün mü? Aynı şekilde bir doktor uzun yıllarda öğrendiklerini -merhamete muhtaç bir- hastaya yarım yuvarlak izahatla hemen öğretebilir mi? Örneği çoğaltabiliriz. Ama şu soruyu bir yere not edelim: Böylelerinin kendisi üstün bir zekâya sahipte karşıdakiler zihinsen özürlü mü?
Bilginin laneti
Bu durum bilginin laneti olarak adlandırılmakta. Bu konuda bir uzman görüşü şöyle:
“Uzman olan kişiler, konuları yeni öğrenen bir kişinin nasıl ve ne kadar sürede öğrendiğini bir süre sonra unutur. Bir araştırmada, teknoloji uzmanlarından belirli bir yaşın üzerindeki insanların cep telefonu kullanmayı ne kadar sürede öğrenebileceğini tahmin etmeleri istenmiş. Bu insanlar telefonu kullanmayı tahmin edilenden üç kat daha uzun bir sürede öğrenebilmiş. Yani uzmanlar bilginin lanetine maruz kalmış.” (Ö. Bolat Hürriyet, 28.07.2018).
Bir deney
Bilginin Laneti’ni gösteren bir deney, Stanford Üniversitesinde yapılmış (Prof. Dr. A.Kırım, 2014, https://dunyalilar.org/bilginin-laneti.html/): Deneyde katılımcılar iki gruba ayrılıyor. Birinci takım “tempo tutucular”, ikinci takım ise “dinleyenler” diye adlandırılıyor. Tempo tutanlara, çok tanınmış ve tutulmuş 120 popüler şarkıdan oluşan bir liste veriliyor. Tempo tutucuların her birine bir şarkı seçmeleri ve bu şarkıyı masada parmaklarıyla tempo tutarak dinleyici ekipten birine çalmaları isteniyor. Dinleyiciler ise temposu tutulan şarkının hangi şarkı olduğunu tahmin etmekle görevli.
Deney sonucunda temposu tutulan şarkıları dinleyiciler arasında doğru tahmin etme sayısı ortalama olarak sadece 2.5 tane olarak tespit ediliyor.
Deney burada bitmiyor. Bu sefer tempo tutuculara, dinleyicilerin ne kadarının bu şarkıları doğru tahmin ettikleri soruluyor. Deneyi ilginç kılan ise bu kısımdaki cevaplar olmakta. Tempo tutucular katılımcıların % 50’inin doğru tahmin edeceğini ifade ediyor. Oysa gerçek sonuçlar ise % 2-3 kadar.
Pekâlâ, fark nereden kaynaklanıyor?
Kendini Einstein görmek!
Tempo tutucular tempo tutarken şarkıyı akıllarından söylüyorlar (Dikkat! Önceden verilen listeye sahipler). Tempo tutuculara göre bu şarkıları tahmin etmemek için aptal olmak gerek. Ama işin aslı öyle değil. Çünkü tempoculara önceden bilgi (şarkı ismi) verildiği için, onlar bu bilgiye sahip olmamanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edemiyorlar. Tempo tutarken, dinleyicilerin kafasında da aynı melodinin çaldığını düşünüyorlar.
Bu sorun aslında sadece eğitimcilerin sorunu değil! Sadece öğretmenler tempocu, öğrenciler mi dinleyici? Aslında her gün, her yerde rastlamak mümkündür. Tempocu-dinleyici öyküsüne binen süvariler eğitim, devlet kurumları, mabetler vd dörtnala atlarını sürüyorlar…
Bir yere kuruma gidip bir form doldurmanız gerekiyor. Görevlinin ömrü bu basit form çerçevesinde geçmiş. Başlıyor üst perdeden konuşmaya. Sonuçta doldurulması gereken basit bir form ama size öğrenme zamanı/fırsatı bile vermiyor. Yöneticiler tempocu, çalışanlar dinleyici; politikacılar tempocu, vatandaş dinleyici; gazete yazarları tempocu, okurlar dinleyici; aydınlar tempocu normal bir vatandaş dinleyici.
Aslında nasıl başarılabileceği öğretilebilirse ve zaman tanınırsa eğitim talep edenler belirlenen amaca ulaşacaktır.
Son söz: Merdivenle çıkan bir süre sonra kanadım var sanırmış