İsrail’in, son dönemde Türkiye’yi hedef gösteren söylemlerinin artmasını sadece Gazze ve Suriye üzerinden veya Akdeniz’de yaşanan gelişmelere bağlayanlar çok yanılıyor.
İsrail, ülkemiz başta olmak üzere Müslüman Coğrafya ve daha ötesi bütün insanlık için büyük bir tehdittir. Bu iddiamız hamasi bir söylem veya bir dinin müntesiplerine körü körüne düşmanlık etmekle alakalı da değil. Siyonist Yahudilerin bin yıldır bütün gayesi ve bu gayeye matuf söylemleri ve son yüz yıldır da açıkça fiili adımlarıyla hedeflerinin Arzı Mevud-Büyük İsrail’i gerçekleştirmek, dünya krallığını inşa etmek olduğu ortadadır.
Siyonist Yahudiler Türkiye’ye savaş açacak. İstesek de istemesek de, şimdi gündem olan adımları atsak da atmasak da İsrail bize saldıracak.
Filistin’i neden işgal ettiyse o yüzden saldıracak. Suriye’ye Lübnan’a Irak ve İran’a neden saldırıyorsa o yüzden saldıracak.
Dünyadaki pek çok ülkeye neden doğrudan veya dolaylı, askeri siyasi veya ekonomik operasyon yaptıysa onun için saldıracak.
Siyonist Yahudilerin hedefi Büyük İsrail’i kurup dünya hakimiyetini sağlamak. Büyük İsrail-Arzı Mevud dedikleri “Tanrının vadettiği” topraklar üzerinde Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, İran, Suud ve Türkiye devlet olarak var. Siyonistler bu ülkeleri yıkmadan hayallerini gerçekleştiremeyeceklerini biliyor.
Atalarımızın dediği gibi “kılıç kından çıkmadan it sürüsü dağılmaz.” Kötünün kötülük yapmasının engelleyecek tek şey güçtür. Başka türlü durması mümkün değildir.
İsrail ve suç ortağı emperyalistler bu ideali gerçekleştirmek için çok uzun yıllar boyunca içimizdeki kuklaları eliyle ülkemizi kontrol altında tuttu.
Bin yıllık İslam toprağında İslam’ı düşman gören, vatanın ve milletin çıkarlarını umursamadan Batı payandalığı yapan, ülkenin güçlenmesi için değil de milletin tefrikasına çalışan zihniyetin ipi Siyonizmin elindeydi. Bazen askeri darbe, bazen ekonomik operasyon, bazen iç çatışma çıkartarak, çoğunlukla tetikçi teröristleri kullanarak, devamlı kendi sorunuyla uğraşmaktan bölgede dönen hadiselere bakacak mecali kalmayan zayıf kukla bir devlet haline getirdiler bizi.
İsrail’in Türkiye aleyhine yaptığı tezvirat ve en son Suriye’de sınırımıza yakın bir bölgeyi bombalamasını pek çok kişinin tersine biz farklı bakıyoruz.
Ülkemizde bir talimatla darbe yaptıracak asker, yargı eliyle ayar verecek hakim, ekonomiyi felç edecek sermaye gurubu, meydanları doldurup ülkeyi felç edecek sivil unsur ve “Terörsüz Türkiye” süreciyle de, on yıllardır beslediği tetikçi örgütleriyle istediklerini yapamadıkları görülüyor.
Haçlı-Siyonist güruhun, vekil güçleriyle artık ülkemizde politika geliştiremediği için düşmanımız, artık doğrudan düşman olduğunu açık etmek zorunda bırakıldı ve direk kendisi saldırdı.
Tehlike elbet var, hala içimizdeki unsurları devamlı hareket halinde. İç ve dış cephenin tahkim edilmesi, maddi manevi mukavemeti kıran, halkın birliğini hedef alan maşaların tasfiyesi çok önemli.
Bu manada Mekke Antlaşması’nın ne kadar İsabetli olduğunu görüyoruz. Diğer Müslüman ülkelerin bir an önce bu pakta dahil edilerek cephenin fonksiyonel hale getirilmesi hayati öneme haiz.
Dikkat çekeceğimiz bir önemli şey de Kıbrıs!
Hem bizim hem düşmanlarımız için en kritik savunma ve kuşatma alanı Kıbrıs’tır.
Kıbrıs sadece askerle korunamaz. Batı ve İsrail yapılanmasının Rum kesimindeki yapılanması malûm. Ama asıl tehlike Kuzey Kıbrıs Türk vatanında bu zihniyetin kullanabileceği unsurların olmasıdır. Kıbrıs’ta da uzun zamandır yerel bazı unsurları kullanarak mülk aldıkları, STK ve politikacılara sirayet ettikleri de bilinen bir gerçek. Aynı ülkemizde olduğu gibi Kıbrıs vatanda da Batı ve Siyonistlerle olmayı Türklerle olmaya seçen bir kesim var ki bizi doğrudan işgalci olarak nitelendiriyor. Maalesef 28 Şubat dönemi darbecileri Kıbrıs’ta da Müslüman halkı İslam düşmanı hale getirmek için her türlü İslami faaliyeti engelledi, yasakladı ve terörize etti. Bunun sonuçlarını acı şekilde şimdi görüyoruz. Ecdadın kanlarıyla vatan yaptığı Kıbrıs’ı emperyalizme, Siyonizme peşkeş çekmeye hazır bazı grup, parti ve medya unsurları maalesef cirit atıyor. Kıbrıs sadece askeri güçle korunamaz. Acilen Müslüman, vatan sevdalısı milletin önü açılmalı, etkin hale getirilmelidir. Dananın kuyruğu kopacağı zaman Kıbrıs’taki maşa unsurlarını “sivil halk talebi” adı altında harekete geçirip askerimizi zora düşürecekleri bugünden görünmektedir. Yarın öyle bir şey olduğunda sadece askeri güç ile meseleyi kontrol altına almak zorlaşır.
İsrail, başka ülkelerin kanını emerek kabadayılık yapan, çocuk öldürürken çok cesur ama karşısına bir yiğit çıkınca korkudan altlarını doldurarak kaçan orduya sahip bir çete yapısı. Gücünü ABD ve Avrupa ülkelerinden alıyor ve onlara güvenerek hareket ediyor. Allah’ın izniyle sabah Golan’dan girip akşamına Beerşeba’dan çıkmamız hiç sorun olmaz. Türk Ordusunun karşısına çıkmak masum bebekleri öldürmeye benzemez. Bunu en iyi Yahudiler bilir.
Bizi içimizden vuracakları her unsur, fikir, yapı, parti, gurup ve oluşumun gücünü kırmak ve Müslüman milleti inancının ve idealinin etrafında kenetleyecek adımlar atmaktır. Ötesinde yedi düvel bir olsa duramaz karşımızda.