Kontrollü adalet

0

Adil yargılanma hakkından doğuştan gelen haklara varıncaya kadar tüm hakların kısıtlanmasına karşı durmak, varsa bir baskı buna karşı demokratik, meşru ve sivil eylemler yapmak tüm insanların birincil hakkıdır.

Aksini iddia etmek, bu gibi eylemlere izin vermemek ve protesto özgürlüğünü kısıtlamak, demokratik rejimlerin değil, totaliter rejimlerin işidir.

Adalet, eşitlik, hak ve hukuk taleplerine pozitif bakmak, erdemli bir toplumun mütemmim cüzüdür. Sözgelimi Hindistan'da Gandi'nin emperyalizme karşı (tuz) yürüyüşü, İspanya'da İspanyolların terörizme (ETA) karşı yürüyüşü "soylu" yürüyüşlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi de bir hak arama tarihidir. Sözgelimi Alevilerden Başörtülü öğrencilere, Kürtlere, Gayr-i Müslimlere ve İslamcılara kadar, Kemalist rejimin baskısı altında hakları gasp edilen tüm toplum kesimlerinin verdiği özgürlük mücadelesi takdire şayandır. Bu mücadelelerin getirdiği birikim Türkiye siyasetine yön vermiş, "Merkez-Çevre" hattının yer değiştirmesine neden olunmuştur.

Demokratik, meşru ve sivil hak mücadeleleri, tarafsız, bağımsız, güdümsüz ve yansız bir mücadele ise tarihe hep "onurlu bir mücadele" olarak geçmiştir.

Peki…

Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı "adalet" yürüyüşünü bu minval üzere mi değerlendirmek gerekir?

Geçmişiyle yüzleşmemiş, siyasi varlığını statükoya kol kanat germeye borçlanmış, tüm özgürlük çabalarının önünü kesmek için defalarca Anayasa Mahkemesi'nin yollarını aşındırmış bir siyasi partinin düzenlediği yürüyüşün adının "adalet" olması biraz "eğreti" durmuyor mu sizce de?

Katliamlar, sürgünler, işkencelerle anılan bir siyasi partinin özeleştiri yapmadan, heybesinde acılarla adalet yürüyüşüne çıkması ne kadar rasyonel? Ne kadar ahlaki ve vicdani?

Kaldı ki bu yürüyüş, adalet yürüyüşünden çok "siyasi bir yürüyüşe" benzemiyor mu?

Bu yürüyüşün kodlarına ve kullanma kılavuzuna bakıldığında "%48'i konsolide etmek için düzenlenmiş bir yürüyüş" olduğu açıkça görülmüyor mu?

Kılıçdaroğlu, Maltepe'de yaptığı konuşmayla tüm bu soru işaretlerini gidermiş oldu aslında.

25 gün yürüyerek İstanbul'a varan Kılıçdaroğlu, çok değil daha 1 yıl önce ülkenin altını üstüne getiren, Millet Meclisi'ni bombalayan, 248 yurttaşımızı şehit eden, 2196 yurttaşımızı yaralayan Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının yargılanmasının önünü açan OHAL'in kaldırılmasını talep etti ve bu talebi konuşmasının birinci maddesinde dile getirdi.

Şimdi sormak lazım Kılıçdaroğlu'na!

Madem "adalet" talep ediyorsunuz…

O halde neden sadece tutuklular için adalet istediniz?

Neden Maltepe'de yaptığınız konuşmada sadece tutuklu olanlara selam gönderdiniz?

Neden sadece içerde olanların ismini zikrettiniz?

İçerde olanların şehit ettiği, yaraladığı insanlar için neden "adalet" talep etmediniz?

Neden şehit ve gazilerin isimlerini tek bir defa bile zikretmediniz?

Neden birkaç şehit ya da gazinin ismini söyleyerek onları selamlamadınız?

Ey adalet için yollara düşmüş Kılıçdaroğlu…

248 şehidin ailelerinin yüzüne karşı da "OHAL'in kaldırılmasını istiyoruz" diyebilir misiniz?

2196 gazinin yüzüne karşı da "OHAL kaldırılsın" diyebilir misiniz?

Tek taraflı adalet talebi ne kadar "adil" Sayın Kılıçdaroğlu?

Adalet yürüyüşü yapıyorsanız "adil, tarafsız ve yansız bir adalet" talebiniz olmalı!

Sadece bir sınıfın, sadece bir tarafın, sadece bir etnik kimliğin, sadece bir toplum kesiminin, sadece bir mezhebin, bölgenin, cinsiyetin yahut grubun hakkı savunularak adalet istenmez.

Adalet için yürüyen bir siyasetçi adalet yürüyüşünün kirletilmesine de izin vermez!

Adalet için yürüyen bir siyasetçi, geçmişi zulümle geçmiş, başörtülü öğrencilere sırf başörtü taktıkları için kan kusturmuş, "sicili bozuk Kemal Alemdaroğlu" ile yürümez!

Adalet talep eden bir Genel Başkan, her şeyden önce kendisinden önceki Genel Başkanın hakkını savunur. Ona karşı kurulan kumpasın aydınlatılmasını için elinden geleni yapar.

Ama Kılıçdaroğlu, Maltepe'de yaptığı konuşmada Deniz Baykal'ın adını hiç ağzına almadı.

Deniz Baykal için adalet istemedi.

Kaset kumpasının hesabını sormadı.

Koltuğunu borçlu olduğu kasetin hesabını sormak, Baykal'ın hakkını savunmak, belki de koltuğunu kaybetmesine mal olacak. Baykal için adalet talep etmek, belki de sonunu getirecek. Bu yüzden sormadı. Bu yüzden kasetle yüzleşmedi.

Kılıçdaroğlu, "Kontrollü Adalet" talep etti.

Kendi yandaşlarına, kendi partililerine, kendi meşrebinden olanlara, ezcümle "kendinden olanlara" adalet talep etti.

Teröristler için, ülkesini yurtdışına jurnalleyenler için, dış müdahaleye davetiye çıkartanlar için, akademisyenlikten çok "psikolojik savaş ajanlığı" yapanlar için, gayr-i milli tüm kesimler için adalet istedi.

Bu yüzden Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşünün adı "Adalet Yürüyüşü" olamaz!

Bu yürüyüşün adı "Kontrollü Adalet Yürüyüşü"dür!

Hem sonu "sahte fotoğraf" paylaşımıyla Biten bir yürüyüş adalet yürüyüşü olabilir mi?

Madem günün sonunda AK Parti mitinginin fotoğraflarını paylaşıp zafer kutlayacaktınız, o halde neden 600 bin adım attınız ki? Neden 25 gün boyunca kavurucu sıcaklar altında yürüdünüz ki?

İstanbul'a kadar AK Parti fotoğraflarını paylaşmak için mi yürür mü insan yahu?

Değer miydi bu kadar zahmete?

Ankara'da isteseydiniz ya fotoğrafları AK Parti'den…