Algı yönetimi, bazen olumlu biçimde hayra kullanılabilse de, bugünkü uygulanış hedefi genelde bu yönde değildir. Günümüzde "Çamur at izi kalsın" parolasıyla yıpratmak veya çirkin yüzlere maske yapmak, algının yegane yöntemi haline gelmiştir. Siyasi çizgide dün Oslo, Gezi, Yolsuzluk, Kobani, DAEŞ ve en son olarak da Rusya'nın ülkemize yaptığı mesnetsiz ithamlar, algı yönetimi içerisinde tartışılmaya değer konulardır. Fakat "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" düsturu, söylemleri ile faaliyetleri birbirini tutmayanları bizlere deşifre etmektedir. Zaten bu güruhun, ikircikli tavırla hedef kitleleri üzerinde meşruiyet sağlaması, çoğu zaman temelsiz iddiaları yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
"Kendilerine: 'Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' dendiği zaman, 'Bizler sadece ıslah edicileriz' derler."(BAKARA-11) ilahi mesajı, esasen bahsetmek istediğimiz mevzunun özünü oluşturur. Barış ve demokrasi naraları atanların şiddeti desteklemesini, demokrat görünümlü zevatın darbe şakşakçılığını, dindarlığı kimseye bırakmayanların kendi ülkelerini Siyonist kuruluşlara şikayet etmesini, DAEŞ'e operasyon yapıyoruz diyenlerin Türkmenleri bombalamasını ve "Müslümanlar katil değildir" diyenlerin ülkelerinde camileri denetim altına almasını vb. tezatları, ancak bu çerçevede anlayabilirdik.
Bu minvalde amiyane tabirle "Madara" olan Putin'in can havliyle Devletimize yönelik, "DAEŞ'ten petrol alıyorlar" yalanını aynı zeminde görebiliriz. Anlayacağınız, peş peşe yaptırımları sıralayan Moskova yönetimi, çizilen karizmasını bahsettiğimiz bilindik yolla telafi etme derdindeydi. Halbuki DAEŞ ile petrol ticareti yapanlar, Rus George Haswani ve birkaç Rus Oligarktan başkası değildi. Yani görülen o ki, tekrar aynı kapıya (algı yönetimine) çıkıyorduk. Bir taraftan da içimizdeki Putin muhibbilerinin ortaya atılan safsatayı kendilerine görev telakki etmelerini de hayretle izliyorduk. Oysa şuan adeta bir milli mücadele verilirken bu millet, zor zamanında yanında ve karşısında olanları unutmaz/unutmayacaktı. Tıpkı tarihte olduğu gibi…
Aslında Ukrayna mevzusu yüzünden Avrupa ve ABD'den ambargo yiyen Moskova'nın Türkiye ile ipleri atma gibi bir lüksü kesinlikle yoktu. Dedik ya! Onların ki, durumu kurtarma çabasından başka bir şey değildi. Ama ne olursa olsun bu denli yüksek perdeden konuşmaları hiçte normal değildi. Peki, Putin'i zembereği boşalmış saat gibi bir anda telaşla politika değiştirmeye iten sebep neydi? Sadece sınır ihlali yapan uçağın düşürülmesi olamazdı. Çünkü daha evvelde bu yüzden dolayı heyetler karşılıklı görüşmüşler ve görüşmelerden sonra, Putin'in Türkiye'den özür dileyip bir daha olmayacağı teminatı verdiği biliniyordu. Acaba Putin son dönemde, birilerinin dümenine girmiş olabilir miydi? Neden olmasındı ki, gayet tabi olabilirdi. Nasıl mı? Hemen söyleyeyim: Hepimiz Putin'in, ülkesindeki oligark para baronlarını kovarak Rusya'nın bağımsızlığını sağladığını biliyorduk. Lakin maruz kaldığı uluslararası ambargo neticesinde oldukça sıkıntılı günler geçiren Putin, 2014'te kovduğu küreselci oligarklara mavi boncuk dağıtmaya başlamıştı. Aralarında Yevtuşenkov, Roman Abramoviç, Pyotr Aven, Vagit Alikperov, Viktor Vekselberg, ve Süleyman Kerimov 'un da bulunduğu kırka yakın milyardere "Birbirimize destek olalım" diyerek beyaz bayrak sallamaya mecbur kalmıştı. Zira 2015 Haziranında "Sermaye affı yasasını" çıkartarak ülkesinin dağılmaması adına, baronlara teslim etmeyi yeğliyordu. İşte değinilen bu hadiseler Rusya'nın eksen kayması olayının gerçeklerini teşkil etmekteydi.
Bugün "Baronların Rusya'sı", ticari anlamdaki kısıtlamalarla Devletimizden öc almaya dursun, Devletimiz ise "Sağduyulu ittifaklar" geliştirerek tarihi anlaşmalara imza atıyordu. Ne zamandır rafta bekleyen birçok enerji atılımı, artık teker teker gündeme geliyordu. Belki de bir anlamda yaşadığımız krizi fırsata dönüştürüyorduk. Böylece yaptığımız icraatlar vesilesi ile hiç kimsenin vaz geçilmez olmadığını da Putin'e bir şekilde iletiyorduk. Onlarda tabi boş durmuyor, buna karşılık hasmımız olan terör devleti İsrail, darbeci Sisi, katil Esed ve terör örgütü PYD ile görüşerek bize karşılık vermekten geri kalmıyordu. Fakat bunların içinden en dikkat çekici olanı Kremlin'in PYD ile olan partnerliğiydi. Bunun içeriye dönük elbette ki ulusal güvenliğimizi tehdit edecek yansımaları da olabilirdi. İşte tamda bu demde Tahir Elçi suikastının haince vuku bulması, sizce de manidar değil mi? Yine bazılarının koro şeklinde bu suikasttan devletimizi sorumlu tutması ise oldukça ilginç değil miydi? Severiz-sevmeyiz ama çözüm sürecinden yana, ılımlı, hatta otoritelerce HDP' nin ileride başına yakıştırılan birinin, tam da bu süreçte hunharca katledilmesi kafalarda soru işaretleri oluşturmuyor mu?
Ne diyelim! Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacaktır. Çünkü hiçbir şey gizli kalmaz/kalmayacaktır. Sahi geçenlerde alel acele ABD'ye yolculuğuna çıkan siyasi lider, basın açıklaması yaptı mı? Kaçırmışım da…
Vesselam…