Kreş!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) bağlı bir kreşte minicik yavruların darp ve istismara uğradıklarına dair iddialar gündemde.

Olayın özeti:

Bir aile, 3 yaşındaki çocuğunun vücudunda morluklar ve darp izlerini fark ediyor.

Çocuğun kreşte sistematik şiddete ve cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla şikâyette bulunuyor.

İstanbul Valiliği hemen harekete geçiyor, olayla ilgili idari soruşturma başlatıyor.

Savcılık duruma el koyuyor, 1 şüpheli tutuklanıyor.

Soruşturma kapsamında, kreşin faaliyetleri inceleme altına alınıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da iddiaların gündeme gelmesinden itibaren süreci yakından takip ettiklerini belirterek, "En ağır cezayı almaları için davaya müdahil oluyoruz." diyor.

Denetim eksikliklerine de dikkat çekiyor; çocuk eğitim merkezlerinin denetimden muaf olmadığını vurguluyor ve gerekli adımların atıldığını ifade ediyor.

Belediye tarafı iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylüyor…

*

Konun özeti böyle.

Soruşturma sürmekte, konu yargıda.

İddialar korkunç.

Yargı neye karar verirse o doğrudur.

Biz, yargının yetki alanına girmeyelim.

Süreci takip edelim.

58 YIL ÖNCE BEN!

Böyle konular, yani çocukların işkenceye maruz kaldığına dair iddialar beni özellikle ilgilendiriyor.

Hassasiyetim ortalamanın çok üzerinde.

Zira, bundan 58 yıl önce Eyüp’teki bir Çocuk Yuvası’nda işkence gördüm!

İki yaşımdayken.

O günleri hatırlıyor değilim elbette.

Rahmetli Büyük Teyzem defalarca anlatmıştı, oradan biliyorum.

Bizimkiler, Annem ve merhum Babam, 1963 yılında Almanya’ya gitmişler.

Ben orada doğmuşum.

O zamanın şartlarında beni Eyüp’teki o Yuva’ya bırakmışlar ya da bir akrabaya bırakmışlar, o götürüp vermiş oraya.

Tam olarak hatırlayan yok orasını.

Bizimkiler Almanya’da, ben Eyüp’teki Yuva’da yaşarken, İstanbul’un Tophane semtinde çok güç şartlarda yaşayan Büyük Teyzem, “Bizim akraba çocuk vardı, Eyüp’teki Yuva’ya bırakılmıştı. Acaba hali nicedir?” diye düşünmüş.

Atlayıp Yuva’ya gitmiş.

Oranın bahçesinde otururken görmüş beni.

Bir bakmış ki perişan haldeyim.

Kulaklarımı kopartmışlar, suratımı dağıtmışlar.

Rahmetli Büyük Teyzem Zeliha Hanımefendi (Allah ondan razı olsun, mekânı cennet olsun) bu manzarayı görünce ortalığı birbirine katmış.

Müdüre gitmiş.

“Bu çocukları bunun için mi teslim ediyorlar size!” diye çıkışmış.

“Her yere şikayet edeceğim!” demiş.

O Yuva’da hep gariban çocukları…

Şikâyet etsen ne olacak?

Rahmetli Teyzem, “Verin çocuğu götüreceğim!” deyince, idare “Olmaz, velisi alabilir ancak!” filan yapmış…

Veli nerede?

Almanya’da!

Onlar gelene kadar…

Gittik!

Neyse ki…

Merhume BüyükTeyzem, “O zaman doğru karakola gidiyorum!” diye ısrar edince…

Çocuğu, yani beni vermeyi kabul etmişler.

Rahmetli Büyük Teyzem, beni almış kurtarmış oradan.

Allah razı olsun.

*

Aradan 58 yıl geçmiş.

O günkü şartlarda bu türden olaylar pek gündeme gelmezdi herhalde.

Cep telefonu yok, sosyal medya yok.

Gazeteye gitsen, kim inanacak?

Polise gitsen belki de “iftira” diyecekler, zararlı çıkacaksın.

Bugün durumlar biraz farklı ama işkence, cinsel taciz iddiaları yine eksik olmuyor.

Galiba da olmayacak.

KREŞE BIRAKILANLARIN ORANI ARTTIKÇA!

Bu kreş işlerine aklım ermiyor.

Anne babalar bebeklerini niçin kreşe bırakıyor?

En büyük sebep, kadının çalışması.

Anne çalışınca, çocuğa birilerinin bakması gerekiyor.

Ya eve bakıcı tutacaksın ya da “kreş” denilen yerlerden birine bırakacaksın.

İnsanımız çocuk yapmak istemiyor, istese bile bir, en fazla iki ile yetiniyor.

Onların çoğunu da bakıcılara bırakıyor.

Bir milyon bakıcı anne, bir gerçek annenin yerini tutmaz.

Anne sevgi ve şefkatinden mahrum kalan ya da bu bakımdan eksiklik hisseden kişi hayat boyunca mutlu olamaz.

Anne ve baba birer sığınaktır.

Ufacık çocuğu kreş denilen yere bırakmak, yağmurda karda “çadır”da yaşamaya zorlamak gibidir.

Bilirsiniz, insan kaç yaşına gelirse gelsin evinden başka yerde rahat edemez.

Küçücük çocuklar “yabancı ellerde” ne yapar?

*

Bizler kadın çalışan oranını arttırdıkça kreşlere bakıcılara terk edeceğimiz çocuk oranını da arttırmış oluyoruz.

*

Çocukları kreşlere, yaşlıları da bakımevlerine bırakmak kolayımıza geliyor…

Ya da geçim şartlarından dolayı mecbur bırakılıyoruz!

*

Yaralı tarafım burası…

Eyüp’teki o yere bırakılmasaydım…

Sonrasında da anasız, babasız bırakmasaydım…

Bu kadar gamla dolu olur muydu yüreğim?