Kudüs, ah Kudüs, hep Kudüs.
Dünya düzeni değişmediği müddetçe Kudüs'ün acı bir çığlık olarak dünyanın kanayan bir yarası olması kaçınılmaz görünüyor. Direniş, ayakta kalma, zulme karşı yüreğini ortaya koyma, "sapan taşlarının yanında füze" ve Filistin topraklarını çiğneyen zulümle abad olmak isteyen İsrail.
Kudüs sadece bugün değil uzun yıllardır dünyanın incinmiş bir coğrafyası. Sadece İsrail'in alçakça saldırıları değil sebep. Dünyanın sessizliği de dünyanın gözbebeği bir toprak parçasını kendi kaderine teslim ediyor.
İsrail'in bu zulmüne karşı ne yapılabilir dendiğinde bizlerin aklına gelen duadır, meydanları doldurup İsrail'in katil bir devlet olduğunu haykırmaktır, Filistin'in yanında olduğumuzu göstermektir.
Bunları kimse küçümsemeye kalkmasın. Yapılan eylemleri, bireysel olarak ortaya konan tepkileri, "Kahrolsun İsrail" diyerek göğe yükselen nidaları az görmek ancak bir köşede olan biteni izleyenlerin kuruntusudur.
Mavi Marmara, milletimizin yüreğinin attığı bir iyilik hareketiydi. Dünyaya karşı durduğumuz yeri göstermenin en net hareketiydi Mavi Marmara.
Kudüs bizim her zaman gündemimizde. Orada zulüm sürdükçe de kalbimiz orada atmaya devam edecek. Kudüs elbette sadece bizim için değil bütün dinler için kutsal kabul edilen bir belde. Durum böyleyken İsrail'in Kudüs'te ortaya koyduğu tavır ancak ve ancak barbarca ve teröristçe bir eylemdir.
Cuma namazının kılınmasına izin verilmemesi, Mescid-i Aksa'nın kapılarına metal arama dedektörleri yerleştirilmesi, insanların üzerlerine ateş açarak birçok kişinin ölümüne sebep olunması ancak İsrail'e yakışan bir tutumdur.
Şimdi metal arama dedektörlerini kaldırıp tekrar el dedektörü kullanılacağını açıklamış İsrail. Ne olursa olsun Mescid-i Aksa'nın girişinde bu türden bir uygulamanın olmasına tüm dünyanın itiraz etmesi gerek.
Dünyanın dört bir yanında meydanları dolduran ve dualarıyla Mescid-i Aksa'nın özgürlüğünü isteyen insanların itirazı, protestosu değil söylemek istediğim. Zaten Müslüman ülkelerden başlayarak birçok ülke bu hafta İsrail'e lanet etti meydanlarda.
Nerede Arap ülkeleri diye sormak gerek. Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt; İsrail'e karşı en küçük yaptırım uyguladı mı ya da diplomatik olarak bir adım attı mı? Katar için her türlü olumsuz şartı ortaya koyan Arap ülkeleri neden İsrail'e karşı en küçük bir yaptırım uygulamıyor?
Neden Türkiye İsrail ile olan ilişkilerini gözden geçirip özgür Filistin için daha net adımlar atmıyor?
Millet olarak meydanlarda sesimizi yükselterek biz her zaman Filistin'in yanında olduğumuzu gösterdik. Göstermeye de devam ediyoruz. Bunun yanında devlet olarak da İsrail'e karşı net bir tutum takınmazsak meydanlarda attığımız sloganlar gök kubbede sallanıp durur.
En somut ve göz önünde olanını söyleyeyim. Yediğimiz domateslerin fideleri, tohumları hep İsrail'den geliyor. Domateslerde ne tat ne de domates kokusu var.
Türkiye bir tarım ülkesi. Fakat bakıyoruz ki domatesin fidesinde bile İsrail'e bağımlı bir ülkeyiz.
"Kahrolsun İsrail!" diye meydanlarda bağırırken İsrail ile olan bağların devam ediyor olduğunu düşünmek boğazımıza bir yumrunun gelip tıkanmasına sebep olsa da içimizdeki umut hala diri.
Cumhurbaşkanımız tüm dünya ülkelerini İsrail'e karşı tavır almaya davet etti. Artık İsrail'e karşı atılacak somut adımları bekliyoruz. Biliyoruz; kimse zulüm ile abad olamaz. Hele ki bu ülke İsrail'se gün gelecek zulmünün altında ezilip kalacak.