Kudüs’e giriyoruz çok şükür

Bütün engelleri aşarak Kudüs'e, Doğu Kudüs'e giriyoruz. Doğu Kudüs'te devasa bir tarih yatıyor. Daha doğrusu dinler tarihi burada mozaiğe dönüşmüş durumda. Zeytindağını arkamızda bırakarak bu şehre giriyoruz. Ziyaretimizin üçüncü gününü orada geçireceğiz. Zeytindağında Dünyanın en pahalı mezarları satılıyor... Yahudiler, kıyametin burada olacağını, cennete buradan gidileceğine inanıyorlar!

Şair Nabî'nin

"Kimdir bizi men eylecek bağ-ı cinandan

Gireriz mevrus-i pederdir hane bizimdir"

Diye tasvir ettiği cennet bağı burası mıdır acaba?

Doğu Kudüs'e Sultan Süleyman Caddesinden giriyoruz bu şehre. Osmanlı padişahlarının hatıraları ve vakfiyeleri bu şehirde çok. Sultan Süleyman, şehrin surlarını yeniden imar etti. Su yollarını onardı. Mescid-i Aksa ile Zeytindağı arasında kalan Cehennem Vadisinin güneyinde bugünkü manada ilk barajı yaptırmıştır. Yine Çile Yolu üzerinde Sultan Süleyman Çeşmesi olduğu gibi duruyor. Mimarisi, mermeri, taş yapısı hiç bozulmamış. Diğer başka yapılar da var. Bu yapıları görüp de duygulanmamak elde değil.

Sultan Süleyman bu hayırları yaparken hanımı Hürrem Sultan da Kudüs'te Haseki vakfını kurup şehrin fakirlerine yemek verdiriyordu. Bu hayırlı gelenek sayesinde Kudüs'ün fakirlerine 465 yıldır her gün kesintisiz yemek dağıtılmaktadır. Kudüs'teki Haseki vakfının kapısında geleneksel Osmanlı mimarisinin motifleri bütün ihtişamıyla tarihe meydan okuyor. Bugün surlarla çevrili eski şehrin merkezinde, el-Vad ile Akabetü't-Takiye caddelerinin kesiştiği yerdedir. Haseki Sultan İmareti yahut et-Takiyye olarak bilinen ihtişamlı bina hala ayaktadır. Öğleye doğru ihtiyaç sahiplerinin ellerinde boş kaplarla gelmeye başladığı kapıda, bir vakıf geleneği olarak önce kadınlara, sonra erkeklere yemek servis edilmektedir. Aşevi, sadece Müslümanlara değil, ihtiyaç sahibi Hıristiyan ailelere de hizmet vermektedir..

Filistinliler kadar Yahudiler de Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman'ı seviyor. Taberiyyie Gölü civarında İspanya Yahudilerine yer vermişti. Bu nedneledir ki İsrail, Kudüs'ü işgal ettiğinde Sultan Süleyman adını bu caddede sildirmemiş. Gerçi diğer mekanlarda Osmanlı izlerini sildirdiler mi bilmiyorum. En azından Suudi'lerin Mekke ve Medine'de yaptığı tahribatı yapmamışlar. Denilebilir ki Kudüs, İsrail'in Silvan mahallesinde yıktığı tarihi evleri bile hesaba katarsak hala dünyada tarihi korunmuş ender şehirlerden biridir.

Silvan mahallesi Kudüs'ün ilk yerleşim yeri olan Ofil tepesine çok yakındır. Bu mahalle Müslümanların eline ilk olarak geçtiğinde bir köydü. Hz. Osman döneminde bu köyün bahçesindeki gelirleri Kudüs'teki fakirlerin ihtiyaçları için vakfetmiştir. Bugün bu mahallenin Burak duvarına yani yahudilerin deyimiyle Ağlama Duvarına yakın kısmı hepsi yıkılmıştır.

Sadece Osmanlı eseri mi. Eyyubiler, Memluklular'ın yaptığı eserler de duruyor. Yalnız camii dışında bazı eserlerin İsrail tarafından el konulup başka amaçlarla kullanıldığını gördüydüm.

Kudüs'e vardığımızda Hz. Ömer'in yolundan gidiyoruz. Kim bilir belki Hz. İsa da bu yoldan yürümüştür. Annesi Hz. Meryem de. Onları koruyan Hz. Zekeriya da Hz. Yahya da... Batılıların "Herod Kapısı" ismiyle andıkları kapıdan iç kale dediğimiz yere varıyoruz. Bu kapıya Müslümanlar, Sahira kapısı diyor. Sultan Süleyman ve Salahaddin caddelerine bakmaktadır. Kapının batısı Salahaddin, kapının doğusu yani Zeytindağına giden tarafı ise Sultan Süleyman caddesi deniliyor. Kudüs surlarının kuzeydoğu kısmında yer almaktadır. Surlarda hala Kanuni Sultan Süleyman'ın imzası var.

Sahira isminin bir hikayesi var. Salahaddîn Eyyûbî 1187'de Kudüs'ü yeniden fethederken şehre tam bu noktadan girmiştir. Salahaddîn'in askerleri, kapının girişinde sabahlayıp burada savaştıkları için kapıda "Sahira" yani "Uyanık kalanlar" ismi verilmiştir. Kapının dışarı açıldığı noktaya çıkan cadde de, Salahaddîn ismini almıştır. Sahira Kapısı, araç trafiğine kapalıdır. Bu kapı Müslüman mahallesi olan Babüzahira'ya bakar. Şam kapısına yakındır..

Kudüs'te dar sokaklardan ilerlerken iç kalede yaşayan Filistinliler sabah namazında Mescid-i Aksaya gelenlere çay, hurma ve diğer ikramları yapıyorlar. Kudüs, şehir itibarıyla Urfa'ya benzer bir şehir. Dar sokaklar, güneşten korunmak, aynı zamanda düşman saldırılarında sokağı hemen kapatmak da sözkonusu olduğundan böyle bir mimari ile oluşmuştur. Buradaki kabaltıların tarihsel kökeni ile Urfa'daki kabaltıların tarihsel kökeni aynıdır. Hatta sadece tarih değil ortak bir coğrafyanın sonucunda oluşan mimaridir.

Osmanlı döneminde Kudüs sancağı üçe bölündüğünde bu beldelerden biri de Halülürrahman beldesi olarak adlandırılmıştır. Bugün Hz. İbrahim'in mezarının olduğu yer olan El-Halil şehir Osmanlı döneminde Halülürrahman olarak anılmıştır. Urfa'da da Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı yere Halülürrahman diyoruz. Maalesef, seksen darbesi ile Urfa'daki Halülrrahman bölgesi Balıklıgöl olarak değiştirilmiştir.

Not: İnşallah gelecek yazımızda Mescid-i Aksa'yı anlatmaya çalışacağız...