Şu kelimelerin aczi yetinin izahsızlığında nasıl neşredilebilsin kültür cihanımız, nasıl nakşetmeli şu biçare kağıda kültür hanemizin o mübarek ufukları… Henüz kor mengenesindeyken gönül, nasıl zikredilsin şu kültür irfanımız… O bedii kıraat, o mutmain zarafet, o belagat pınarı ve gözlerden gönle sancılanan o edep nazarı bile nasıl cüret edebilsin ki kültür kadrajımıza nüfuz etmeye…
Kültür…
Bir selin akıttığı sırdır, cezbesidir cazibenin cengi, tutuşan gönüllere ilaç mahiyeti, ancak ve katta ebetle neşelenecek bir dairedir kültür, burhanıdır sefer sabrının… Kültür… Mazimizde biriken sadakat sultası ve aşkın bütün lisanlarında tümlenen his, mistik alametlerin hazzı, sevgilinin o mübarek nazıdır kültür…
''Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir'' diyor ya Hz. Mevlana, gülden başka ne olabilir ki bütün bir kültür, güle kimya veren, güle can sızdıran, su misali hayat sunan, gülde gönül tutuşturan, gülde gönül billurlaştıran o mana-i mukaddesten başka kim ne diyebilir ki, başka ne olabilir ki kültür…
'' Biz Kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik'' demenin, bütün cihana yetecek kalibredeki kültür haznesinden başka ne olabilir kültür dediğimiz nişane…
Kültür?
Folklorik oynaklık, melodram tahterevallisi, ecnebi kevgiri, ucube hortlaklığı, hissiz klişe, platonik yok oluş, zar zararı… !!!
Kültür?
Dua dermanı, dava devranı, aşkın ayrıntısı, mana medeniyeti, ahlak aydınlığı, uygarlığın tebliği, teşekkür ve şükür bileşkesi…
…
Komşusu açken tok yaşamanın zül ve zelil zilleti…
Bir harf öğrenme namına, öğretene kırk yıl köle olmanın özgürlüğüne bir bakın hele…
Bir kez bile eşini kırmayan, hanımına nezaketten kuleler dikmenin engin kültür birikimini de bir görün hele kültür namına…
Bir deyin, konuşun lütfen, susmuşken bütün dünyalı, sarmışken aşkın her haliyle bizi, o ismi göklere yazılanın bize bıraktığı mirasın yüceliğini…
Hele şuna bir bakın hele, alemlerin efendisinin edebinden ötürü utandığı adamın şiir şerbetli ahlakına… Kültür faslına bakın… Bir bakın gökler edebiyle yıkanmada…
Cennettin, bazı bazı kulların yolunu gözlemesini, gözlediğini bilir misin sen, bilir misin altlarından ırmaklar geçen köşkleri, Âlemlerin Rabbinin dillendireceği (kendi tecellisinin lisanıyla) surenin katmanlarını, Kevser meydanında buluşacakların alnındaki aydınlığın kaynağını, nur deryasını, de hele bilir misin neyin birikimidir bu kültür…
Şimdi haşa haşa kıyas et şimdi bir ucubenin ihtişamını bu kebir alametifarika ile…
Ruhunu kirada tutmanın, dünyayı ebedi han bilmenin, şaha köle, vezire dalkavukluk etmenin süslü sanatındaki kültürleşme faslını… Bedenleri usul usul ifşa etme cüretine bir bakın, tunçlaşan göz kapaklarına bakın, dağların taşıyamadığı emaneti yüklenip yeryüzü halifesi seçilene, ezelin ve ebedin tüm sancılarıyla donanmış kültür kadrajını fark edemeyip nefsine biçare kalan şu ademoğluna bakın…
Kendini Farisi, Kürdi, Türkî, Arabî bilip, Muhammedi olduğunu unutana bir bakın…
Kainatın ulu bir rengi olan kadına dil uzatan şu ahlak fukarası adam kılıklı kültürsüz dalkavuğun cehaletine bir bakın…