Modern olmayı hala başaramamış toplumlarda teoloji, kutsal bir cam fanusun içinde tutulmaktadır. O fanusun içinden konuşanlar, yüce doğma adına konuştuğunu iddia ediyor; ama aslında yaptıkları şey, kültürü, hayatı ve özgür insanı susturmaktır. Oysa teoloji, eğer gerçekten teoloji ise, hayattan ve insandan kopuk olamaz. Hayattan kopan teoloji, doğmadır ve ideolojidir.
Teoloji, kültürdür. Teoloji, insanın kültür içinde kendini anlama ve anlamlandırma çabasıdır. Dil, sanat, edebiyat, siyaset, ahlak, aşk ve isyan… Bunların hepsi teolojinin ham maddesidir. Kültürden arındırılmış bir teoloji, insanı küçültür. Kültürden arınmış bir teoloji, insanın ötesinde, üstünde ve dışında varolduğu sanılan güçleri ve otoriteleri yüceltir. Kültürden arınmış teoloji, insanüstü ve ötesi kurguları insana tahakküm eden hakimiyet aygıtlarına dönüştürür.
Bütün doğmaların özü ve biçimi, kültür tarafından belirlenmiştir. Doğma ve din, kültürü anlamakta yetersizdir. Din ve doğma, kültürü anlamak yerine kültürü disiplin altında tutmayı amaçlayan polis olarak işlev görmektedirler. İnsanlar nasıl düşüneceklerini, nasıl güleceklerini, nasıl seveceklerini, hatta nasıl acı çekeceklerini bile doğmatik otoritelerden öğrenmek zorunda bırakılmışlardır. Teoloji, insanı ve maneviyatı değil, itaati temsil eden bir tahakküm biçimidir. Teoloji, tahakkümdür. Dinin ve doğmanın görevi, kültüre polislik yapmak değildir. Kültürün anlamının, sadece doğmalarda olduğunu sanmak büyük yanılgıdır. Doğmaların anlamı, sadece kültürde aranmalıdır. Ancak kültürün anlamını ise, doğmaların ötesinde ve dışında insanın içinde aramak lazımdır.
Kültürel teoloji yaklaşımında teolojinin meşruiyeti, insanı özgürleştirmesine veya köleleştirmesine bağlıdır. Sahici anlamda insanı özgürleştiren teolojik girişimlerin ve tecrübelerin sayısı çok azdır. Teolojiler, insanı köleleştirmeyi amaçlayan kurgulardır. İnsanı köleleştiren teolojilerin, hiçbir meşruiyeti, gerekliliği ve gerçekliği yoktur.
Kültür olarak teolojinin merkezinde insan yer almaktadır. Kültürel teoloji, insanı merkeze alarak bireyin özgürce kendi maneviyatını yaşamasının imkanlarını yaratmaktadır. Kültürel teoloji, insanı ezen, küçülten ve sindiren bütün doğmatik anlayışları reddetmektedir. Korku üreten, vicdanı felç eden, aklı suç sayan bir teoloji anlayışı, maneviyat değildir; insan eliyle üretilmiş bir tahakküm mitolojisidir.
Bugün teoloji ve doğma adına konuşanların büyük kısmı kültürden korkmaktadır. Sanattan korkuyor, felsefeden korkuyor, eleştiriden korkuyor, özgürlükten korkuyor. Çünkü biliyorlar ki özgürlük, putları yıkar. Kültür olarak teoloji ise tam da bunu yapar: Kutsallaştırılmış gelenekleri, dokunulmaz dogmaları ve yüce otoriteler adına kurulan tahakküm sistemlerini sorgular.
İnsan olmadan sahte yücelikleri savunmaya kalkışan her teoloji, insanı ve hayatı kaybeder. Kültürden kopuk bir teoloji, sürekli olarak insana buyruklarını tebliğ eder. Kültürden kopuk bir teoloji, insanı ve hayatı bir mezarlığa mahkum eder. Maneviyat, korkuyla değil, özgür vicdanla anlaşılır. Maneviyat, itaatten değil; anlam arayışından doğar. Teoloji de ancak bu arayışın kültürel, eleştirel ve hümanist dili olduğu sürece meşrudur. İnsanın maneviyat arayışını kültürel, eleştirel ve hümanist nitelikte ifade etmeyen bütün teolojiler, insanı susturma, hayatı söndürme araçlarıdırlar. Putperestlik, insanı susturmaktan ve hayatı söndüren teolojilerden başka bir şey değildir.