Ölünceye kadar Kudüs’ü bekledi

Güncelleme: 14.12.2019 16:19

Osmanlı ordusu Kanal Cephesi’nde yenilmiştir. Ordu çekilmek zorundadır. Ancak komutan, Mescidi Aksa’yı beklemek üzere artçı bölük bırakır… Zamanla artçı bölüktekiler birer birer ahirete göçer. Sadece biri 1982 yılına kadar yaşar: Iğdırlı Onbaşı Hasan…

SÜLEYMAN KARAKULLUK

İLHAN Bardakçı, bu millete tarihi sevdiren bir yazardı… Tercüman gazetesinde yazdığı yıllarda köşesini büyük bir kitle takip ederdi. Bardakçı’nın “Tarihten Bugüne” ve “Tarihten Unutulmaz Sahneler” isimli kitaplarını zaman zaman açar tekrar okurum.

İşte onun hatıralarından biri…

"Yıllar önceydi, sene 1972. O zamanlar genç bir gazeteciydim. Türkiye’den bazı siyasiler ve iş adamları İsrail’e resmi ziyarette bulunuyorlardı. Biz de gelişmeleri izlemek için oradaydık. Bir sıcak mayıs akşamıydı. Ziyaretin dördüncü günü kafile olarak Mescid-i Aksa’ya vardık. Heyecanlanmıştım asırlık merdivenlerden yukarı çıkarken. Üstteki avluya “on iki bin şamdanlı avlu” diyorlar. Yavuz Sultan Selim Han, Kudüs’e gelince bu avluda on iki bin şamdan mum yaktırmış. Koca Osmanlı ordusu yatsı namazını o mumların ışığında kılmış, adı oradan geliyor.
90 yaşlarında biri adam

Avlunun kenarında biri dikkatimi çekti. Doksan yaşlarında bir adam… Üzerinde kendinden daha yaşlı bir asker üniforması; her yanı yama içinde, hatta bazı yamaların bile tekrar yamanmış olduğu bir elbise…

Orada ayakta bekliyordu, sırtına zorla yapıştırılmış gibi duran hafif kamburu da olmasa dimdik duracaktı. İki metreye yakın boyu ile yaşlıydı ama bir o kadar da vakur. Şaşırmıştım.
“Acaba bu adam bu sıcakta güneş altında neden dikilip duruyor” dedim içimden.

Bizi gezdiren rehbere sordum; “Ben kendimi bildim bileli her gün buraya gelir. Akşama kadar bekler. Ne kimseyi dinler, ne de kimseyle konuşur. Sadece bekler, delinin teki herhalde.” dedi. Bu yaşta bu sıcakta sebepsiz beklemeyeceğini biliyordum.
Bembeyaz sakalının hafif titremesi rüzgârdan mıydı, senelerin bedene yüklediği ağır yükten mi bilemedim. Kafasında eski bir kalpak, sanki kanatlanıp gidecek bir kumru misali bekliyordu.
Iğdırlı Onbaşı Hasan

Yanına yaklaştığımı fark etti, ama kımıldamadı. ‘Selamün Aleyküm baba.’ dedim. Başını biraz bana doğru çevirdi, durakladı ve çatallanmış titrek bir sesle “Aleyküm Selam oğul.” dedi. ‘Hayırdır baba sen kimsin, burada ne yapıyorsun?’ dedim.
“Ben…” dedi titreyen bir sesle. “Ben, Osmanlı Ordusu, Yirminci Kolordu, Otuz Altıncı Tabur, Sekizinci Bölük, On Birinci Ağır Makineli Tüfek Takımı Komutanı Onbaşı Hasan’ım.”

Osmanlı Devleti'nin yıkılmasına rağmen Kudüs'ü terk etmeyerek 1982 yılındaki vefatına kadar Mescid-i Aksa'daki nöbetini sürdüren Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan'a ait bir fotoğraf.

 

Artçı Bölükte kalmış

Sesinde titreme kalmamıştı. Genç bir askerin tekmil vermesi gibi tekrarladı: “Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan’ım. Bizim bölük Cihan Harbi’nde Kanal Cephesi’nden İngiliz’e saldırdı. Cânım ordu Kanal’da yenildi. Artık geri çekilmek elzem idi. Ecdat yadigârı topraklar bir bir elden gidiyordu. İngiliz, sonra Kudüs’e dayandı, şehri işgal etti. Biz de Kudüs’te artçı bölük olarak bırakıldık.” dedi.
Osmanlı’nın geleneğidir

Osmanlılar, İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde mübarek belde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakır. Eskiden bir kenti ele geçiren devlet, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmazmış. Zaten İngilizler de Kudüs’ü işgal ettikleri zaman halk çok tepki göstermesin diye küçük bir Osmanlı birliğinin şehirde kalmasını istemişler.
Sonra anlatmayı sürdürdü: “Bizim artçı bölük elli üç neferdi. Mütarekeden (Mondros Ateşkesi) sonra ordunun terhis edildiği haberi geldi. Başımızda kolağamız (yüzbaşı) vardı. ‘Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar, beni İstanbul’a çağırıyorlar. Gitmem gerek, gitmezsem mütareke emrini çiğnemiş, emre itaatsizlik etmiş olurum. İçinizden isteyen memleketine avdet edebilir, ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri’nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk ‘Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur!’ demesin. Fahri Kâinat Efendimiz’in ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gâvura bayramdır. Siz, İslam’ın şerefini, Osmanlı’nın şanını ayaklar altına aldırmayın.’ dedi.
Bölük Kudüs’te kaldı

Devam etti… “Bölüğümüz Kudüs’te kaldı. Sonra upuzun yıllar bir anda bitiverdi. Bölükteki kardeşler teker teker Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuştu. Düşman değil de yıllar biçti geçti bizi. Bir ben kaldım buralarda. Bir ben, koca Kudüs’te bir Onbaşı Hasan.” dedi.
Komutanıma selam götür

Alnından akan ter, gözyaşına karışıyor, kırış kırış olmuş yüzünde kendi yol bulup akıyordu. Konuşmaya devam etti: “Sana bir emanet var oğul, nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?” dedi. ‘Elbette’ dedim. Sanki Türkiye’ye haber göndermek için birini bekliyordu. “Anadolu’ya vardığında yolun Tokat sancağına düşerse Mescid-i Aksa’ya beni nöbetçi bırakıp burayı bana emanet eden kolağam Mustafa Kumandanımın yanına git. Ellerinden benim için öp ve de ki: ‘Kudüs’ü bekleyen 11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Nöbetini terk etmedi, tekmili tamamdır hayır dualarınızı beklemektedir kumandanım.’ de.” ‘Tamam’, dedim. Bir yandan gözyaşlarımı gizlemeye, öte yandan dediklerini not almaya çalışıyordum.
Öpülesi nasırlı eler

Nasırlı ellerine sarıldım sonra öptüm öptüm. ‘Allah’a emanet ol baba’ dedim. “Sağ olasın oğul. Bizim için dünya gözü ile o mübarek Anadolu’yu görmek mümkün değil. Var sen selam götür tanıdık tanımadık herkese.” dedi.

Kafileye geri döndüm, sanki bütün tarihimiz kitaplardan canlanmış da karşıma çıkmıştı. Rehbere durumu anlattım, inanamadı. Adresimi verdim, bu askeri takip etmesini, bir şey olursa bana mutlaka haber etmesini istedim.
Türkiye’ye gelince verdiğim sözü yerine getirmek için Tokat’a gittim. Askerî kayıtlardan Kolağası Mustafa Efendi’nin izini buldum. Vefat edeli yıllar olmuştu. Sözümü yerine getirememiştim. Ardından seneler birbirini kovaladı.
1982’de gelen haber

1982’de bir gün ajansa geldiğimde bir telgrafım olduğunu söylediler. Rehberden gelen bir tek cümle yazılıydı: “Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.”

Şeyh İkrime, Onbaşı Hasan’ın resmini bildi

Onbaşı Hasan'ın fotoğrafının bulunduğu müzenin sahibi Bessam Bedran, 1972'den bu yana Filistin'e dair topladığı tüm tarihi eserleri, kendisine ait El-Mintar isimli müzede sergilediğini söyledi.

Mescid-i Aksa Hatibi Şeyh İkrime Sabri, Onbaşı Hasan'ı gördüğünü söyledi.

Filistinli âlim Şeyh İkrime Sabri, işgal altındaki Batı Şeria'nın Tulkerm şehrindeki bir müzede bulunan fotoğrafın Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan'a ait olduğunu teyit etti. Fotoğrafı, Kudüs Türk Kültür Merkezi Müdürü Reha Ermumcu ortaya çıkardı. Bu bilgi, hafta içinde AA’nın geçtiği bir haberde vardı.

Osmanlı Devleti'nin yıkılmasına rağmen Kudüs'ü terk etmeyerek 1982 yılındaki vefatına kadar Mescid-i Aksa'daki nöbetini sürdüren Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan'a ait bir fotoğraf, Filistin'deki bir müzede ortaya çıktı.

Mescid-i Aksa Hatibi Şeyh İkrime Sabri, Onbaşı Hasan'ı gördüğünü söyledi. Fotoğraftaki kişinin 1917'den vefat ettiği tarih olan 1982'ye kadar Kudüs'te kalan son Osmanlı askeri Onbaşı Hasan olduğunu belirten Şeyh Sabri, "Onbaşı Hasan sabah namazında Aksa'ya gelir yatsı namazına kadar burada kalır, buranın nöbetini tutmaya devem ederdi." ifadelerini kullandı. Şeyh Sabri, son Osmanlı askerinin nereye defnedildiğini ise bilmediğini söyledi.

Kabrini arama çalışmaları devam ediyor

Ömrünün büyük bölümünü Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya adayan Onbaşı Hasan'ın hayatını kaybettiği bu kentte nereye gömüldüğünün bilinmediğini kaydeden Kudüs Türk Kültür Merkezi Müdürü Reha Ermumcu, "Türk makamları olarak Onbaşı Hasan'ın defnedildiği yeri bulmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. İnşallah en kısa zamanda Kudüs'te defnedildiği yeri tayin edip, buraya Onbaşı Hasan için anıt mezar yapımına başlamayı ümit ediyoruz." ifadelerini kullandı.

İHH’nın inşaettirdiği camiye onun adı verildi

İHH İnsani Yardım Vakfı da 2017'de Gazze'de inşa ettiği bir camiye Mescid-i Aksa muhafızı, Osmanlı askeri Onbaşı Hasan'ın ismini vermişti. İsrail Kudüs'te ezanı yasaklamaya çalıştığı günlerde Gazze'deki Onbaşı Hasan Camii'nden ilk ezan sesi duyulmaya başlanmıştı.

Böyle bir hatırat yazmak yürek ister

Yabancı Şeyler, Türkçe'ye çevrildi

Savaş Naraları

Yetkin Düşünce dergisi karanlığa bir mum yaktı

İstanbul Yahudileri

Cumhuriyet ile yaşıt 'Ayın Tarihi' dergisi yeniden yayında

Vişne sapı çayının inanılmaz faydaları
Kantaron yağının faydaları nelerdir? Nasıl kullanılır?
Kanserin en önemli 3 belirtisi
Browni kurabiye nasıl yapılır?
Esmaül Hüsna'dan El Mukit zikrinin faziletleri
Bugün hava nasıl olacak?
Altın fiyatlarında son durum...(07.08.2020)
Dolar ne kadar? 07.08.2020
Konuşamayan çocuğa okunacak dua ve sureler
Sarımsak suyu nasıl tüketilir?
Melisa yağının faydaları nelerdir? Nasıl kullanılır?
Moringa çayının faydaları nelerdir?
Enbiya suresi, Enbiya suresinin okunuşu ve anlamı
Maide suresinin faziletleri ve faydaları
Maide suresinin nüzul sebebi
Maide suresinin okunuşu nasıldır?